Adalet Bakanı Bozdağ, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunca düzenlenen ‘İnsan Hakları Kurulları Birinci Bölgesel Toplantısı‘na katıldı

Adalet Bakanı Bozdağ, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunca düzenlenen ‘İnsan Hakları Kurulları Birinci Bölgesel Toplantısı‘na katıldı

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları 1. Bölgesel toplantısı Zonguldak’ta bir otel’de yapıldı.

Adalet ve Kalkınma Partisinden önce bu ülkedeki yasakları saymakla bitmez diyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “16 yaşına girene kadar örgün kuran kursuna, 12 yaşına girene ya da doldurana kadar da yazın camiye gidip de yaz kuran kursuna gitmek yasaktı. Biz elhamdülillah Müslümanız. Müslümanlığımızla da öğünürüz. Ama zihniyete bak. Kuran-ı Kerim eğitim- öğretimini kanuni güvenceye kavuşturuyoruz derken, bu ülkenin evlatlarını şimdiki sekiz yıllık eğitimde de ilk 5’i bitirene kadar yazın Kuran-ı Kerimi öğrenemez, camiye giremez. Yasak, cezası var. Ama bütün kurslara göndermek serbest, Kuran kursuna göndermek yasak. İnsan haklarına, din ve vicdan hürriyetine uygun mu?.” dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Zonguldak’taki İnsan Hakları Kurulu Toplantısı’nda ki konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’ni eleştirerek ‘yasakçı zihniyet’ dedi. Zonguldak Dedeman otelde yapılan İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları 1. Bölgesel toplantısına; Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Vali Mustafa Tutulmaz, AK Parti Milletvekilleri Polat Türkmen, Hamdi Uçar, Ahmet Çolakoğlu, Bakan yardımcıları Hasan Yılmaz, Yakup Moğol, Zekeriya Birkan, Akın Gürlek, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcı Abdurrahim Alan, AK Parti Zonguldak İl Başkanı Muammer Avcı, daire müdürleri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar katıldı.

İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları 1. Bölgesel toplantısında konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, şunları söyledi; Adalet Bakanı Bozdağ, Zonguldak’ta düzenlenen İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları Toplantısı’na katıldı. İnsan haklarının güçlendirilmesi maksadıyla anayasal düzeyde önemli reformlara imza atıldığını belirten Bakan Bozdağ, başörtüsü hususunda Anayasa düzenlemesinin önemini anlattı.

Hiçbir meslek örgütünün amacı dışında faaliyetle bulunamayacağını vurgulayan Bakan Bozdağ, “Hiçbir meslek örgütü kuruluşları, amacı dışında faaliyette bulunamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da kamuoyuna açıkladığı gibi Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mimar Odaları Birliğiyle ilgili çalışmanın da sonuna geldiğimizi buradan ifade etmek isterim” dedi. Türkiye’nin terörle mücadelesini iç ve uluslararası hukuka uygun olarak etkin bir şekilde sürdürdüğünü ifade eden Bakan Bozdağ’ın konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

“Nice kızımız, yavurumuz hayallerinden vazgeçti”

Bu ülkenin kadınlarını kendi içinde ayıran ilkel bir zihniyet ve bu ilkel zihniyetin uyguladığı ilkel bir yasak vardı. Hem eğitimde başörtüsü yasağı hem istihdamda başörtüsü yasağı. Bir yandan Anayasa; 'Türkiye hukuk devletidir.' Bir yandan 'Herkes kanun önünde eşittir. Devlet ve idare organları kanun önünde eşitlik ilkesine uygun davranmak zorundadır' diye açık açık yazarken, kanunlarımızda, Anayasamızda şu hiçbir yasal engel olmadığı halde hem ortaöğretimde hem yükseköğretimde başını örten kadınlarımızın eğitim ve öğrenim hakkı, devlet tarafından zorla elinden alındı. Hiçbiriniz ortaöğretimine kızınızı bu kıyafetle gönderebiliyor muydunuz? Üniversiteye gönderebiliyor muydunuz? Ya 'Başını açacak, benim dediğim gibi giyinecek' diyor devlet ya da eğitim hakkını kullanmayacak ve nice kızımız nice yavrumuz hayallerinden vazgeçti. Geleceğe dair planlarını terk etmek zorunda kaldı. Ve bunu da hak diye savundular.

“Baskı yapmayı çağdaşlık zannettiler”

Yıllar yılı bu CHP Anayasa Mahkemesi’ne konuyu her taşıyışta başını örten olursa bu ileride muhtemeldir başını açanlar üzerinde bir baskı ve tehdit oluşturur. İleride baskı tehdit oluşturma ihtimalini gözeterek doğrudan baskı yapmayı, çağdaşlık, demokratlık, ilericilik zannettiler. Ama bunun Türkçesi ilkellik orta çağ zihniyetinin 21’inci yüzyıl Türkiye'sin de hortlamasından başka hiçbir şey değildir. Biz başörtüsü üzerindeki yasağı kaldırdık. 2008’de Milliyetçi Hareket Partisi ile, AK Parti olarak biz Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerini değiştirerek yükseköğretimde başörtüsü yasağını kaldırmak için bir adım attık. Meclis, 411 oyla bu anayasa değişikliğini kabul etti. Gazeteler, '411 el kaosa kalktı' diye manşetler attılar. Hemen bu değişikliğin arkasından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi’ne AK Parti'nin kapatılması, Sayın Cumhurbaşkanımızın, bendenizin de içinde olduğu 70 civarında arkadaşımıza siyasi yasak konulmasını mahkemeden talep etti. Suçumuz ne? Bir zulme son vermeyi istememiz, başörtüsü konusundaki haksızlığı, hukuksuzluğu kaldıracak bir adımı atma konusundaki irademizdir. AK Parti'yi kapatmadılar ama cezalandırdılar, 'Laikliğe karşı eylemlerin odağı haline geldin' diyerek hazineden aldığı yardımın kesilmesine karar verdiler. Yaptığımızı hoş görmediler. Ceza verdiler, siz bunu istiyorsunuz diye. Türkiye, uzun yıllar bunu yaşadı.

“Kadınlar arasında eşitliği hem lafta hem icraatta hayata geçiren tarihi adımlar attık”

 Hamdolsun, aradan geçen zaman içerisinde şimdi üniversitelerimizde başörtüsü yasağı var mı? Yok. Ortaöğretimde var mı? Yok. Kamuda çalışanlar arasında var mı? Yok. Biz Türkiye'de, kadınlarımız arasında eşitliği lafta değil, hem lafta hem icraatta hayata geçiren tarihi adımı attık. Bugün Türk kadınları arasında kıyafetinden dolayı hiç kimse ayrımcılık yapma cüretinde bulunamaz. O eski Türkiye, merhum Başbakanımızın birisi, Merve Kavakçı'yla ilgili "Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu kadına haddini bildirin" diye kükrediği bir Türkiye'den geliyoruz. Başını örttü diye vatandaşlığı elinden alınan, çocukları okulda linçe tabi tutulan vekilliği de elinden gasp edilen bir hanımefendi Sayın Merve Kavakçı. Daha dün yaşadık bunları biz. Şimdi var mı? Şimdi yok. Bütün bunları Türkiye birbir aştı.

“Anayasa değişikliğine destek verirlerse samimi davranırlar”

Allah'ın izniyle daha nice yasakları kaldırarak insan haklarını güçlendirme, hukuk devletini tahkim etme, insan onuruna yaraşır bir yaşamı her bir vatandaşımız için Anayasal ve yasal düzeyde güvence altına alma yanında uygulamayı da fiilen buna uygun dizayn etme konusunda kararlı adımlar attık. Atmaya da devam edeceğiz. Ancak son zamanda bakarsanız bu konu yeniden Türkiye'nin gündemine geldi. Gündemden düşmüş bir konu Sayın Kılıçdaroğlu'nun verdiği bir kanun teklifiyle "Gelin bunu biz kanuni bir güvenceye alalım" dedi.

Sayın Cumhurbaşkanımız da dedi ki "Kanuni güvence yetmez madem bu konuyu Türkiye'nin gündemine bir daha gelsin istemiyorsunuz. O zaman gelin Anayasal güvenceye kavuşturalım. Bir daha bu konu Türkiye'nin gündemine gelmesin" dedi ve bunun üzerinde de çalışmalar yaptık. Hazırlıklarımızı, Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettik. Siyasi partilerin Meclis’te grubu olanlarını ziyaret edip, görüş ve desteklerini talep ettik. Şimdi bir noktaya geldik. İnşallah yakında bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacak ve Meclisimizin iradesiyle de yasalaşma sürecine girecektir. Diliyorum ki bu süreci başlatanlar, Türkiye'nin gündemine yeniden bunu getirenler Anayasa değişikliğine destek verme konusunda samimi davranırlar.

“Umarız ki sözlerinin arkasında duran bir irade ortaya koyarlar”

Kadınlar arasında ayrımcılığı kaldıran güvenceyi Anayasa’ya koymanın kime ne zararı var? Herkese faydası var. Her oy birliğiyle kabul edersek, meclisimiz kahir ekseriyetle bu işe evet derse, eğer bu işin halk nezdinde bir takdiri varsa oy veren herkese bu halk zaten hakkını verecektir. Falana yarar, filana yarar hesabı insan hakları konusunda yapılamaz, yapılmamalıdır da. Ama maalesef bu konu üzerinde de bakıyoruz ki tartışmaların perde arkasında bu olursa kime yarar? Bu olursa kim kazanır hesabının burada yapıldığını görüyoruz. Yapmayın bunu. Kime yararsa yarasın, kimin lehine olursa olsun. Değil mi ki bir insan hakkıdır bu. Biz kime yaradığına bakmadan varız deyin ve onun üzerinde beraber duralım ve artık Türkiye'nin gündeminden lütfen bu konuyu çıkaralım diyorum. İnşallah, buradan da aziz milletimize diyorum ki bu meseleye siz de sahip çıkın. Hangi partiden olursanız olun partililerinizin yetkililerine bu meselede “Evet” deyip anayasal güvenceyi hayata geçirme konusunda birlikte hareket etmeye lütfen onları zorlayın diyorum. Onları halkımıza da buradan bir çağrım budur. Partilerimiz de umarız ki meclise geldikten sonra bu konuda sözlerinin arkasında duran bir irade ortaya koyarlar.

“Hiçbir meslek örgütü amacı dışında faaliyette bulunamaz”

Türkiye'de pek çok meslek örgütü var. Anayasa'mızda 135. maddesinde "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkisinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere çalışırlar." Kamu kurumu niteliğinde kanunda kurulan meslek kuruluşları. Amaçlara bakın; bir mesleğin gelişmesini sağlamak. Halkla arasında dürüstlük ve güven ilişkisini temin etmek, o meslek mensuplarının faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleği geliştirmek, müşterek menfaatlerini gözetmek. Hiçbir meslek örgütü amacı dışında faaliyette bulunamaz. Bu da Anayasa hükmü. Ama Türkiye'de kimi meslek örgütlerinin amaçlarını bırakıp başka faaliyetlerin içerisine girdiği de çok aşikardır. Ben şimdi Türk Tabipleri Birliği'nin, siyasette olan bir kardeşiniz olarak tabiplerin hakkını savunduğuna şahit değilim. Sadece iktidarın zarar göreceği bir şey varsa orada iktidar zarar görsün diye tabiplerin menfaati olsun diye değil. Dedeman’da ki İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları 1. Bölgesel toplantısı Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuşmasını ardından aile resmi çekimi ile sona erdi. Muhammet Karapınar

 

 

 

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılacaktır.