Manisa’nın tarihî ve doğal güzellikleriyle öne çıkan ilçesi Kula, yalnızca Yanık Yöre’siyle değil stratejik geçmişi ve eşsiz jeolojik yapılarıyla da dikkat çekiyor. Burgaz lav platosundan ayrılmış doğal mesa yapısı üzerine kurulu Tabala Kalesi, hem geç Roma döneminin izlerini taşıyor hem de bugün Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın önemli duraklarından biri olarak öne çıkıyor.
Kula’da doğal mesa yapısı üzerine kurulu Tabala Kalesi, tarihî mirası ve jeolojik özelliğiyle bölgenin en dikkat çekici noktalarından biri olarak gösteriliyor.
Manisa’nın şirin ilçelerinden Kula, tarihî ve doğal güzellikleriyle Türkiye’nin benzersiz destinasyonları arasında yer alıyor. Bölge, özellikle Katekekeumene yani “Yanık Yöre” olarak bilinen yapısıyla dikkat çekiyor.
Kula’nın antik dönemde Maionia (Menye), Mysien ve Lidya arasında stratejik bir konumda bulunduğu biliniyor. Bu yönüyle ilçe, yalnızca doğal yapısıyla değil, tarih boyunca üstlendiği rol ile de öne çıkıyor.
Doğal kale görünümündeki mesa yapısı
Tabala mesa yapısı, Burgaz lav platosundan ayrılmış bir lav başlığına sahip, tek başına yükselen bir tepe olarak tanımlanıyor. Lav şapkası doğal bir kale görünümü sunarken, aynı alanın geç Roma dönemine ait Tabala Kalesi kalıntılarına ev sahipliği yaptığı belirtiliyor.
Kula’nın kalelerinden yanardağlarına kadar adeta bir açık hava müzesini andırdığını ifade eden Alan Rehberi Sabahattin Argaç, “Davala Kalesi olarak adlandırılan bölge, doğal hâliyle de bir kaleyi andıran tepe mesa yapısıdır. Romalıların dikkatini çekmesiyle birlikte üzerine Tabala Kalesi inşa edilmiştir.” dedi.
Roma izleri taşıyan tarihî alan
Tabala Kalesi’nin, peri bacalarının bulunduğu alanın karşı tarafında yer aldığını belirten Alan Rehberi Sabahattin Argaç, bölgenin hem tarihî hem de doğal özellikleriyle dikkat çektiğini söyledi.
Argaç, “Tabala Kalesi, Burgaz lav platosundan ayrılmış bir lav başlığına sahip, kendi başına duran bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Lav şapkası doğal bir kaleye hizmet ederken, Tabala denilen geç Roma dönemi kalesinin kalıntılarına da ev sahipliği yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Taşa oyulmuş yazılar dikkat çekiyor
Kalenin, lav şapkası adı verilen doğal bir savunma mekanizmasına sahip olduğunu aktaran Argaç, alanda taşa oyulmuş Gürcüce ve Ermenice yazıların bulunduğunu ifade etti.
Bölgenin yalnızca Roma döneminde değil, Osmanlı döneminde de kullanıldığını kaydeden Argaç, kalenin 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yenilendiğini dile getirdi.
UNESCO Jeoparkı içinde yer alıyor
Tabala Kalesi’nin bugün Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın bir parçası olduğunu vurgulayan Argaç, bölgeye ulaşımın kolay olduğunu ve Gediz Nehri çevresinde etkileyici manzaralar sunduğunu söyledi. Salihli-İzmir-Uşak karayoluna yakın konumdaki alanda ziyaretçilerin doğa yürüyüşleri yapabildiğini, tarihî kalıntıları keşfedebildiğini ve bölgenin eşsiz doğasının tadını çıkarabildiğini belirtti.
* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılacaktır.