Saygıdeğer Hanımefendi,
Saygıdeğer Bakanım,
Ulusal ve Uluslararası Medyanın Kıymetli Temsilcileri,
Değerli Katılımcılar
Sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
İletişim Başkanlığı olarak düzenlediğimiz Soykırımın Kadın Tanıkları Gazze'de Medya ve Direniş Panelimize hoş geldiniz.
Sözlerimin hemen başında ifade etmek isterim ki insanlığın ortak dertleriyle dertlenen ve bize bu konularda öncülük eden Sayın Hanımefendi’yi ve böylesi seçkin bir topluluğu Başkanlığımızda ağırlamış olmak bizim için bir iftihar vesilesidir.
Tabii gönül isterdi ki biz bugün burada Filistin'in başarılarını, mümbit topraklarını, nehrini, denizini ve zeytinini konuşalım.
Kadim Kudüs'ün çağrıştırdıklarını, neşeli çocukların sesleri eşliğinde adımladığımız sokakları, Mescid-i Aksa’nın uhrevi esintisini ve bu esintiye eşlik eden Kubbetü’s Sahra’yı konuşalım. Filistin'in sahici ve güzel insanlarını, şiirini, edebiyatını ve sinemasını konuşalım. Ama maalesef insanlık tarihinde az rastlanır bir mezalimi, İsrail'in Gazze'de iki yılı aşkın süre devam ettirdiği soykırımı konuşacağız. Bununla birlikte eşi benzeri görülmemiş bir direnişi, kahramanlığı, soykırım boyunca saldırıların hedefi olmalarına rağmen görevlerini fedakârca yerine getiren gazetecileri ve bilhassa kadın gazetecileri konuşacağız. Bu vesileyle Gazze'de, Filistin'de katledilen gazetecilerin direnişini anlattığımız “Gerçeğin Katli İsrail'in Gazeteciliğe Karşı Savaşı” kitabımızı da Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak uluslararası kamuoyunun istifadesine sunuyoruz.
Saygıdeğer Hanımefendi,
Kıymetli Misafirler,
Bugün geldiğimiz noktada İsrail'in kirli ve karanlık yüzünün küresel alanda fark edilmesinde çok boyutlu direnişin belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. İsrail, işgal ve soykırımla insani, ahlaki, hukuki ilkeleri çiğnemekle ve norm haline getirdiği aşırılıklarla anılıyor artık. Ve en önemlisi de İsrail, insanlığın vicdanında kalıcı olarak mahkûm oldu. Uluslararası mahkemelerde sanık kürsüsünde yer aldı.
Türkiye olarak bizler de Filistin direnişine güçlü bir destek verdik. Bu çerçevede İsrail'e doğrudan yaptırım uyguladık. Diplomatik ilişkilerimizi sonlandırdık ve ticareti kestik. Sürecin başından itibaren diplomasinin bütün imkânlarını seferber ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız katıldığı uluslararası toplantılarda, ikili görüşmelerde ve kabullerinde Filistin'in maruz kaldığı İsrail zulmünü, muhataplarına biteviye anlattı ve hâlâ da anlatmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye'nin bu mücadelesi, ateşkesin sağlanmasında kuşkusuz kritik rol oynadı. Bizler hep beraber, bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın çabasına, Saygıdeğer Hanımefendi’nin verdiği mücadeleye de şahidiz. “Filistin İçin Tek Yürek” buluşması çerçevesinde lider eşlerini İstanbul'da ağırlayan Saygıdeğer Hanımefendi, Meloni Trump'a da bir mektup yazarak Ukraynalı çocuklar için gösterdiği duyarlılığı Gazzeli çocuklar ve siviller için de göstermesi çağrısında bulunmuştur.
Sayın Hanımefendi,
Kıymetli Misafirler,
Elbette burada Filistin davasından söz ederken medyaya ve iletişim alanına özel bir başlık açma ihtiyacı var. Hususi olarak da sahada görev yapan gazetecilerin verdiği mücadeleye değinmek isterim. Bu anlamda Gazze'de görev yapan gazeteciler, canları pahasına dünyaya İsrail'in uyguladığı zulmü, soykırımı anlattılar. Canları pahasına derken de bunu gerçek bir ifade olarak kullandığımı hepimiz biliyoruz.
İsrail Gazze'de 2 yıl içinde 37'si kadın olmak üzere, 300'e yakın gazeteciyi hedef alarak katletti. Bunlardan sadece bir tanesi Alaa Al-Hams'tı. Onun ömrü ve direnişi içimizi titreten türdendir. Ala'nın ailesi 1948 yılında İsrail'in köylerini istila etmesiyle mülteci kampına sığınmak zorunda kalmıştı. Pek çok Filistinli gibi ömrü kendi topraklarında zorlukla mücadele ederek geçti. Nitekim mikrofonu ve kalemi onun direnişinin sembolü oldu. Alaa, İsrail saldırıları sırasında ailesinden 10 kişiyi kaybetti ve kendisi de yaralandı. Şehit edilen ailesi için sosyal medyadan şu paylaşımı yapmıştı: “Aceleniz mi vardı yoksa ben mi yavaştım? Son buluşmamıza beni de katsaydınız ne olurdu?” Bu paylaşımdan kısa bir süre sonra İsrail'in evini vurmasıyla Alaa karnındaki bebeğiyle birlikte şehit oldu. Ben burada gerçekleri dünyaya duyururken şehit olan bütün gazeteci kardeşlerimi rahmetle yâd ediyorum. Yaralılara da Rabbimizden acil şifalar diliyorum.
Evet, İsrail gazetecileri kasıtlı olarak hedef aldı. Gazeteciler ise ailelerini, omuz omuza çalıştıkları arkadaşlarını kaybettiler. Aç susuz kaldılar ama bir şeyden vazgeçmediler. O da gerçeği dünyaya duyurmak, Filistin'in davasını tüm dünyaya duyurmak.
Onlar aslında başarılı da oldular ama neye rağmen başarılı oldular? Bu süreçte Batı merkezli bazı uluslararası medya kuruluşlarının farklı tavırlarına rağmen başarılı oldular. Bu yayın organları, sistematik bir şekilde dezenformasyon, manipülasyon, karartma ve yalan haberlerle soykırımın propaganda aletine dönüştüler. İsrail'in işlediği suçları meşrulaştırmaya çalıştılar. Bu sadece konvansiyonel medyada olmadı. Dijital medyada da İsrail'i destekleyici uygulamalar tarihe utanç vesikaları olarak geçti. Sosyal medya şirketleri, algoritmaları bir silah gibi kullanarak Filistinlilerin sesini kısmak için dijital duvarlar ördüler.
Tabii katilleri savunan, soykırımı görmezden gelen, göstermeyen bu medya kuruluşlarına karşı Filistin gerçeğini anlatan medya da vardı. Gazze’deki meslektaşlarına sahip çıkan medya da vardı. Öncelikle tabii canlarını ortaya koyan gazeteciler vardı. Filistinli gazeteciler ve kadın gazeteciler vardı.
Yine dünyanın birçok medya kuruluşu gibi TRT ve Anadolu Ajansı başta olmak üzere bizim medya kuruluşlarımız da bu davanın, Filistin davasının anlatılması için seferber oldular. İsrail'in işgal politikalarını sahadaki tanıklıklarla dünyaya duyurdular. Konvansiyonel medyada olduğu gibi dijitalde de İsrail'in etkisinin kırılmasını sağlayan, gerçeklerin duyurulmasını ortaya koyan, bunun için mücadele veren tüm basın mensuplarına, gazetecilere içtenlikle teşekkür ediyorum.
Son olarak bir hususun altını çizmek isterim. Gazze soykırımı da göstermiştir ki dijital egemenlik bugün millî güvenlikten ayrı düşünülemez. Bu anlayışla ulusal veri altyapımızı, yerli sosyal medya platformlarımızı ve yerli içerik ağlarımızı tahkim eden bir mücadele yürütüyoruz.
Ben bu duygu ve düşüncelerle konuşmamı tamamlarken programımızı teşrif eden Sayın Hanımefendi’ye saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Oturumlarda duygu ve düşüncelerini bizlerle paylaşacak olan medya profesyonellerine ve bilim insanlarına ayrıca teşekkür ediyorum. Panelimizin ve kitabımızın hazırlanmasında emeği geçen mesai arkadaşlarımı da bu emekleri için kutluyorum.
Sizleri saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Prof. Dr. Burhanettin DURAN
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı