Kurum ve Kuruluşlarımızın Sayın Yöneticileri,

Diplomasi ve Akademi Camiamızın Kıymetli Temsilcileri,

Ulusal ve Uluslararası Medyanın Saygıdeğer Mensupları,

Değerli Misafirler,

Anadolu Ajansımızın artık gelenekselleşen “İstanbul Photo Awards” etkinliğinin bu anlamlı sergisinde, burada sizlerle beraber olmaktan duyduğum büyük memnuniyeti ifade ederek başlamak isterim. Tabi ki öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Katılımcılar,

İstanbul Photo Awards, 2015 yılından bu yana, dünyanın dört bir yanından profesyonel fotoğrafçıların bir araya geldiği eserlerini paylaştığı çok önemli bir platform haline geldi.

Bu platform; foto muhabirliği mesleğini teşvik etmekle kalmıyor, çalışanları ödüllendiriyor, onların emekleriyle ortaya koyduğu eşsiz fotoğrafları tüm dünya ile paylaşıyor.

Bütün bunlar, kanaatimce İstanbul Photo Awards’un iki tane önemli yanını öne çıkarıyor.

Bunlardan bir tanesi, tüm dünyaya hakiki bir perspektif sunması.

İkincisi de insan olmanın sorumluluğuna tanık olacak bir bilinci pekiştirmesi.  

Nitekim, burada biz sadece spordan, haberden, çevreden, gündelik olaylardan karelerle yüzleşmiyoruz. Aslında ne yazık ki tüm dünyada gerçekleşen birçok olayı görüyoruz. Daha doğrusu gerçekle yüzleşiyoruz.

Biliyoruz ki, bu yüzleşmenin arkasında çok büyük bir fedakârlık var, çok büyük bir emek var.

Bizler, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çizmiş olduğu “Daha adil bir dünya mümkündür” tasavvuru çerçevesinde bunu merkeze alarak küresel medyada eşit temsil ve gerçeğin hâkim kılınması için çaba sarf ediyoruz.

Bu bağlamda, ben büyük emeklerle ortaya konulan fotoğrafların, İstanbul Photo Awards gibi prestijli bir platformda gerçek muhatabıyla buluşacağını düşünüyorum. Dolayısıyla bu çerçevede hem Anadolu Ajansımızı hem de burada çok büyük emek vererek bu fotoğrafları bir araya getiren emekçileri ve onların sahiplerini kutluyorum.

Tabii kamusal bir sorumluluğun gerçekleştiğini de söylemem gerekir. Bu fotoğrafçılık, sadece bir fotoğrafçılık değil netice de çok farklı coğrafyalarda, farklı şartlarda yürütülen bir meslek bu. Profesyonellikle yetinemezsiniz. İçinizde bir hakikat aşkının da olması lazım. Bugün burada sergilenen bütün fotoğraflarda aslında bu aşkı göreceksiniz birazdan.

Tabii foto muhabirleri deyince, bir yanda kriz ve çatışma alanlarında gerçeği kaydetmek için cansiparane mücadele eden ama öbür tarafta da kültürel ve insani çeşitliliğin izini süren emekçilerden bahsediyoruz.

Onlar bu çalışmalarıyla insanlığın ortak belleğine ve bilincine çok önemli katkılarda bulunuyorlar, güçlü eserler veriyorlar.

Tabii şunu söylemem lazım, bazen öyle anlar olur ki sözcükler yetmez. Sözcüklerin yetmediği yerde işte fotoğraf devreye girer. Çünkü algıyla gerçek arasındaki mesafeyi kısaltan şey fotoğraf olur.  Bunu bugün burada, bu sergide hep beraber gözlemleyeceğiz ve buna tanık olacağız.

Bunun bir nitelik özelliği, bir belge özelliği taşıdığını ayrıca belirtmem gerekir. Yani kanıt.

Biliyorsunuz, Anadolu Ajansı da Gazze’de yaşanan soykırımı kitaplaştırdı ve bu kitaplardan birinin adı “Tanık”tır.

Elbette 2 yıla yakın süredir, Filistin’de Gazze’de yapılan mezalim içimizi sızlatıyor, öfkemizi kabartıyor ve bir taraftan da ne yazık ki buna dair çok çarpıcı fotoğraflar ortaya çıkıyor. Az önce Genel Müdür Serdar Bey’in de işaret ettiği gibi bu fotoğraf o kadar çok şey anlatıyor ki bazen insanlığınızdan utanıyorsunuz, bazen içinizde büyük bir volkan gibi öfke ortaya çıkıyor.

Netice de bu fotoğraflar:

63 binden fazla insanın katledildiği,

Açlığın silah olarak kullanıldığı,

Milyonlarca Filistinlinin türlü mezalime maruz bırakıldığını tüm dünyaya gösteriyor, bırakın göstermeyi artık haykırıyor.

İsrail’in, 250’ye yakın gazeteciyi sırf bu soykırımı belgelediği için katlettiğini ne yazık ki söylemek zorundayım.

Bu vesileyle, şehit edilen gazetecileri rahmet ve minnetle yad ediyorum.

Onların geride bıraktığı belgeler, sessizliği yırtan ve dünyanın vicdanını harekete geçiren büyük eserlerdir.

Bugün de canı pahasına sahada görev yapan fotoğrafçılarımıza, gazetecilerimize, aynı minnetle sesleniyoruz.

Biliyorsunuz Filistinli Saeed Jaras’ın İstanbul Photo Awards’da “yılın fotoğrafı” seçilen “Gaza-Deir al-Balah” isimli eseri de bunun çarpıcı temsillerinden biridir.

Bu fotoğrafta, arkamdaki fotoğrafta çocuklarının cansız bedenini kucaklayan annenin ve babanın feryadını görüyorsunuz.

Tabii bu katliam anı, bu soykırım anı üzerine ciltlerce kitap yazılabilecek bir geçekliktir. Ama bir fotoğraf bize bunu o kadar çarpıcı bir şekilde söylüyor ki ciltlerce kitabı okusanız aklınızda kalacak olan şeyden daha fazlasını fotoğrafta bulabilirsiniz. Bunun gibi çok fotoğraf var ve ne yazık ki daha yenileri de gelmeye devam edecek gibi görünüyor.

Katil Netanyahu ve yönetiminin en ağır cezayı uluslararası mahkemelerde aldığını görmek ve bunun fotoğraflarına şahit olmak da inşallah bize nasip olur.

Bu çerçevede hatırlatmak isterim ki;

Anadolu Ajansı güzel bir iş başardı. Az önce değinmiştim “Kanıt” ve “Tanık” kitapları, bu insanlık suçunun belgeleri olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne ve kamuoyunun vicdanına sunuldu. Umalım ki, umuyorum ki bu “Kanıt” ve “Tanık” kitapları Netenyahu ve katil şebekesinin cezalandırılmasında vesile olan fotoğraflar olur ve biz de bununla gurur duyarız hep beraber.

Tabii fotoğrafların bir kanıt olduğu ve gerçeğin inşasını gösterdiği nasıl bir somut durumsa başka bir olguyla karşı karşıyayız. Yeni iletişim teknolojileriyle görseller üretilebiliyor.

Bu da tabii ki bize kaos çağının vebası olan illüzyonlar olarak yansıyor. Yani görsel her zaman güvenilebilen bir şey değil artık. Burada gerçekle sahte arasındaki çizginin bulanıklaştığını görüyoruz.

Çünkü dijital evren, durmaksızın yeni bir evreye geçiyor.

Yakın geçmişte, gerçekliğinden şüphe ettiğimiz bir fotoğraf için en fazla bunda photoshop var mı derdik, bir oynama var mı derdik. Fakat şimdi öylesine üretilmiş gerçeklikler oluyor ki biz artık görselin de teyit edilmesi gerektiğini biliyoruz.

Bu durum, medya ve iletişimciler için artık kamusal bir sorumluluğu daha vazgeçilmez hale getiriyor. Neyden bahsediyorum; yapay zekâ ile üretilen gerçekliklerden bahsediyorum. Öyle konuşmalar, fotoğraflar üretiliyor ki sahici donelerle, özelliklerle bir araya getirilip yeniden üretilebiliyorlar. Bu da tabii ki bizim hakikatin, gerçekliğin peşinde koşarken ne kadar sorumluluk içerisinde ve ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini de bize anlatıyor.

Kıymetli Katılımcılar,

Ben daha fazla konuşmamı uzatmayacağım. Çünkü benim konuşmamdan çok daha güçlü bir olguyla karşı karşıyayız. Burada fotoğraflar var, açıkçası ben de çok merak ediyorum. Sizlerle beraber, onlarla birlikte başka bir dünyaya, dünyanın farklı yerlerine gideceğimizi biliyorum.

Bu çerçevede hepinizi selamlıyorum.

İstanbul Photo Awards ödüllerine layık görülen profesyonelleri yürekten kutluyorum. Onların bu hakikat peşinde olma çabasını yürekten selamlıyorum ve her birinize de katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Son olarak Anadolu Ajansımızın yönetimini ve mensuplarını, bu anlamlı sergi için kutluyorum.

Kalın sağlıcakla.

Prof. Dr. Burhanettin DURAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı