Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,
Kuruluşlarımızın Saygıdeğer Yöneticileri,
Diplomasi, Akademi ve Medya Camiamızın Kıymetli Temsilcileri,
Hanımefendiler, Beyefendiler,
Tabii böylesine önemli bir sempozyumda sizlerle bir arada bulunmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek başlamak isterim.
Hoş geldiniz, safa getirdiniz.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi iş birliğinde gerçekleştirilen “I. Hukuk ve Teknolojide Yeni Ufuklar Uluslararası Sempozyumu”nun hayırlara vesile olmasını ve verimli tartışmalarla geçmesini diliyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,
Kıymetli Misafirler,
Bugün biz burada, sosyal medya, yapay zekâ ve hukuk etrafında çok önemli meseleler konuşacağız.
Dijitalleşmenin bütün gündemi meşgul ettiği ve kaçınılmaz bir hale geldiği günümüzde, bunun hukukunun ve etkilerinin tartışılması kadar normal bir konu yoktur herhalde.
Tabii yerelden, toplumsal olandan küresele, siyasala ve diplomasiye kadar birçok alanda etkisini gösteren dijitalleşme hayatımızı da değiştirmekte ve yeni meydan okumalar getirmekte. Bu meydan okumaların hukuk çerçevesinde ele alınması ve bizlere ne gibi etkilerde bulunduğunun derinlikli bir şekilde analiz edilmesi çok önemli bir zorunluluktur.
Ekranla muhataplığın insanla muhataplığı aştığı bir sürece geldik. Yani artık yüz yüze görüşmekten daha fazlasını dijitalde görüşüyoruz ya da dijitalde vakit harcıyoruz.
Hâlihazırda dünya genelinde 5 buçuk milyardan fazla insan internet kullanıyor ve sosyal medya kullanıcıları olarak baktığımızda insanlığın yüzde 64’ünün böyle bir kullanım içerisinde olduğunu görüyoruz.
Yine Türkiye’de internet kullanım oranının yüzde 90’ın üzerinde olduğunu görüyoruz. Tabii sosyal medya ise her geçen gün daha fazla kullanılan bir alan.
Peki, bu tablo bize ne gösteriyor: Hem ülkemizde hem dünyada iletişim biçimleri, bilgi akışı ve toplumsal etkileşim süreçleri hızla değişiyor. Bu değişime adapte olmak durumundayız ama aynı zamanda bu değişimi de yönetmek durumundayız. Bir selin bizi alıp savurduğu gibi sosyal medya alanındaki hercümercin bizi şekillendirmesini bekleyemeyiz. O halde bunu analiz ederek yapılması gerekenlere odaklanmak durumundayız.
Yine yapay zekâ ve hassaten büyük dil modellerinin sosyal medya ile entegrasyonu bize verimlilik açısından da çok önemli fırsatlar getiriyor.
Bu denli bizi kuşatan, tüm insanlığı kuşatan “yanılsama alanı” dediğimiz bir alan da genişliyor. Yani nelerden bahsediyorum. Aslında hepimizin bildiği konular bunlar;
- dijital kamusal alanın şeffaf olmayan kodlara teslim olması yani bir takım algoritmik tahakkümler,
- yine deepfake teknolojileriyle üretilen sahte içerikler,
- büyük verinin illegal kullanımı
ve
- dijital platformların çizdiği sınırlar.
Bütün bunların hepsi algıları oluşturuyor. Daha sonra da bu algılardan yargılara varılıyor.
Bu kısa değerlendirme bile acaba bizim neler yapmamız gerekir sorusunun önemini bize hatırlatıyor ve şöyle bir yeni formla karşılaştığımızı, dijitalleşmenin bize meydan okuduğunu tekrardan bize gösteriyor. Bu küresel siyaseti de diplomasiyi de etkiliyor. Sadece bireysel ve toplumsal alanda kalmıyor. Böyle baktığımızda uluslararası güç mücadelelerinin de sosyal medya mecralarının sahiplenilmişliği ve kullanımı üzerinden yürüdüğünü söyleyebiliriz.
O halde dijitalleşmenin önemini isterseniz bir de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın diliyle tekrardan size hatırlatayım:
“Gerçekle sanalın, algı ile olgunun, yalan ile gerçeğin yer değiştirdiği dijital kültürün, insanın hayata bakış açısını alt üst ettiği bir dönemde yaşıyoruz.
Dijitalleşmenin ortaya çıkardığı ürünlerin, sunduğu imkânların, getirdiği kolaylıkların ve konforun yanı sıra insanı nesnelleştirdiğini, insanın biricikliğini örselediğini çok net bir biçimde görüyoruz.”
Bu ifadelerin bize anlattığı şey şudur, sosyal medyada aslında yoğun bir kaos var ve bu kaosun da önemli etkileri var. Böyle baktığımızda bu fırtınada ayakta kalmak ve bu fırtınada birtakım kampanyaların nesnesi haline gelmemek için yapılması gereken şeyler var. Alınması gereken önlemler var. En kırılgan kesimler de çocuklarımız ve aslında ailemiz.
Böyle baktığımızda kontrolsüz ekran süresi, travmatik içerikler, dijital zorbalık, yanlış ve yanlı bilgilendirme; psikososyal sağlığı ve bedensel gelişimi etkileyecek önemli olumsuz tesirlerde bulunabiliyorlar.
Açıkçası ailelerde “sosyal izolasyon” olgusu da halihazırda tecrübe ediliyor.
O zaman biz “Filtre balonları”, “yankı odaları” aracılığıyla insanları kendi görüşlerini pekiştirdikleri bir alan olmaktan çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Sosyal medyanın bu yönüne dikkat etmek gerekir. Hatta bu yankı odalarıyla sadece duymak istediğimiz şeyleri dinleyerek ya da konuşarak bir kutuplaşma üretildiğini fark etmek gerekiyor. Ne yazık ki siyasetin de bu şekilde kutuplaştırıldığı bir sosyal medya alanı bize fayda üretmekten ziyade öfkeleri ve yeni sorunları hatta suçları beraberinde getirme durumuyla karşı karşıyayız. Biz de İletişim Başkanlığı olarak öncelikle bu alana ilişkin olarak Dezenformasyonla Mücadele Merkezini kurduk ve bu çerçevede 7/24 esasıyla çalışıyoruz.
2022 yılından bu yana sadece bizim merkezimizde 2.500'e yakın dezenformasyon ve algı operasyonunu tespit ettik ve ifşa ettik. Bu, tabii bizim Türkiye olarak aslında dezenformasyona en fazla muhatap olan ülkelerden birisi olduğumuzu da ortaya koyuyor.
Yine kişisel verilerin işlenmesi çok önemli bir güvenlik meselesidir. Hem kişisel anlamda hem ulusal güvenlik anlamında.
Sosyal medya şirketlerinin veri güvenliği ve mahremiyet ihlallerine biz defalarca şahit olduk.
Bu ihlallere neden değiniyoruz? Çünkü bu filtreler ve algoritmik yanlılığın kullanımıyla uluslararası konuların nasıl gündeme getirileceği ya da sessizleştirileceği hâkim bir konuma geldi.
Böyle baktığımızda biz bu manipülasyon ve karartma uygulamalarının en çarpıcı örneklerinden bir tanesini İsrail'in saldırılarıyla ilgili yani Gazze'de yapılan soykırımla ilgili gördük.
Netanyahu ve katliam şebekesi, savaş teknolojisini masum insanları öldürmek için, soykırım için kullanmakla kalmadı. Aynı zamanda sosyal medyayı da bu şekilde manipüle etti. Bir sosyal medya, bu anlamda bir savaş aracı olarak kullanıldı.
Bu süreçte akla gelen ilk husus nedir? Kendi yerli ve millî platformlarımızı oluşturmak ve bunlara önem vermek.
Türkiye olarak bizim politikalarımız da teknolojiye yaklaşımımız da her zaman merkezine “insanı” koymak oldu.
Bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın insana verdiği önem hepimizin malumudur. Bu anlayışla ortaya koyulan gayretler, kıymetli çalışmalar hepimizi gururlandırıyor.
Nitekim, bağımsız, güvenilir ve özgün platformumuz NSosyal, kısa sürede bir milyonu aştı.
Yine TRT’mizin hayata geçirdiği Uluslararası Dijital Platformumuz tabii, bizim kendi perspektifimizle ve aile anlayışımızla oluşturulmuştur ve önemli bir boşluğu doldurmuştur. 54 ülkede varlık gösteren tabii aslında sadece ülkemizde değil bölgemizde de bir karşılık bulmuştur.
Sempozyumumuz vesilesiyle şunu bir kez daha belirtmek isterim:
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla yerli ve millî platformları çeşitlendirme gayretimizi sürdüreceğiz. Uluslararası alanda ihtiyaç duyulan güvenli ve adil iletişim ekosistemi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım,
Kıymetli misafirler,
Türkiye olarak ortaya koyduğumuz çabaların önemli bir alanını oluşturan dijitalleşme ve sosyal medya mecraları aynı zamanda tabii ki regülasyon konusuyla ve hukuki çalışmalar konuyla da gündemdedir.
Dijital alan, her gün yeni bir teknolojinin uygulandığı yeni bir bileşenin eklendiği ve bu yönüyle de yasal düzenleme yapmanın mecburi ama aynı zamanda dinamik olduğu bir alandır.
Hukuki düzenlemeler; inovasyonun güvenlik ile dengelenmesi, sosyal ağ sağlayıcılarının sorumluluklarının artırılması ve kullanıcı haklarının güçlendirilmesi için en önemli teminattır.
Yapılan hukuki düzenlemeleri biliyorsunuz ama ben ufak bir hatırlatma yapmakta fayda görürüm.
5651 Sayılı Kanunla Türkiye’de günlük erişimi 1 milyondan fazla olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcılarına ülkemizde temsilci atama zorunluluğu getirildi.
Buna benzer bir adım 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunudur.
Burada da platformların kullanıcı verisi işleme süreçlerinde kritik bir fonksiyon üstlenilmiştir.
Bu ve diğer kanunlarımızda yapılan düzenlemelerin elbette temel amacı dijital güvenliğimizi sağlamaktır. Bununla birlikte yapay zekâ ve sosyal medyanın kesişiminden doğan hukuki sorumlulukların ve etik prensiplerin belirlenmesi için de yoğun çabalar gereklidir.
Bu sempozyumun da bu alanda önemli katkılar vereceğini düşünüyorum ve bu çerçevede de Yıldırım Beyazıt Üniversitemize bu verimli çabası için de teşekkür ediyorum.
Tabii, Türkiye'nin yapmış olduğu bu hukuki düzenlemelerin ve gelecekte yapacağı hukuki düzenlemelerin vizyonu nedir diye sorulacak olursa, müreffeh bir Türkiye için çevik ve sürdürülebilir bir yapay zekâ ekosistemiyle küresel ölçekte değer üretmek şeklinde bir örneğini biz Ulusal Yapay Zekâ Stratejimizde görüyoruz.
İşte yapay zekâ alanındaki bu perspektifin benzerleri olarak birçok sosyal medya ve dijitalleşme alanında yeni çabaların, yeni gayretlerin yapılması gerekiyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan Yapay Zekâ Komisyonu da bu şekilde önemli bir çaba olarak ifade edilmeli.
Değerli misafirler,
Müsaadenizi istemeden önce tekraren bugün gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumun ve burada üretilecek olan bilimsel bilginin bizim daha güvenli bir dijital alana kavuşmamızda çok kıymetli olduğunu ifade etmek isterim.
Bizler, yerli ve millî mecralarımızı artırarak, dijital okuryazarlığı yaygınlaştırarak ve hukuki altyapımızı da güçlendirerek güvenli ve adil bir iletişim ekosistemi için elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz.
Çünkü, dijitalde de daha adil bir dünya mümkündür.
Bu duygu ve düşüncelerle, sempozyumumuzun hayırlara vesile olmasını diliyorum; emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
Prof. Dr. Burhanettin DURAN
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı