Kurum ve Kuruluşlarımızın Sayın Yöneticileri,

Diplomasi, Akademi ve Medya Camiamızın Kıymetli Temsilcileri,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

İletişim Başkanlığımıza hoş geldiniz.

Bugün Gazze için, Filistin için, adalet için bir kez daha sesimizi yükseltmek üzere, İsrail’in devam eden vahşi soykırımına karşı duruşumuzu ortaya koymak üzere beraberiz.

“Gazze: İnsanlığın Turnusol Testi” başlıklı panelimizde, “İsrail’in Filistin topraklarında yürüttüğü işgal ve soykırıma karşı dünya nasıl bir sınav verdi?” sorusunu değerlendireceğiz.

Filistin için gerçekleştirilen insani yardımları, İsrail’in engellemelerini ve bundan sonraki süreçte neler yapılması gerektiğini hep birlikte değerlendireceğiz.

Kıymetli Misafirler,

Evet, İsrail, Filistin topraklarındaki zulmünü ve işgalini on yıllardır sürdürüyor.

Uluslararası hukuku, teamülleri, insani değerleri çiğneyerek topyekûn bir katliam gerçekleştiriyor.

İşgalci İsrail rejimi okulları, hastaneleri, kutsal mekanları yerle bir ettiği Gazze, tam bir enkaza dönüşmüş durumda.

7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, Netanyahu ve katliam şebekesi, 64 binden fazla Filistinliyi öldürdü; 150 bin kişinin yaralanmasına neden oldu ve 2 milyona yakın insanı zorla yerinden etti.

Yardım dağıtım noktalarında masum insanlara defalarca ateş açtı; açlığı bir soykırım aracı olarak kullandı.

Filistinli bebeklerin kundaklarını kefene dönüştürdü.

Ezcümle, soykırım uygulamaları ve zorbalıklarıyla İsrail’in insanlığı sınamadığı bir alan kalmadı.

Bununla da yetinmedi bölge ülkelerine yönelik egemenlik ihlalleriyle, saldırılarla; krizi ve kaosu derinleştirme maksadını da açıkça ortaya koydu.

Yemen, Lübnan, Suriye, Tunus ve İran’ın ardından İsrail geçtiğimiz hafta Katar’a da saldırarak müzakere için Doha’da bulunan heyeti hedef aldı.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor; uyguladığı soykırım ve yayılmacılık ile küresel ve bölgesel barış için bir tehdit olan bu yapı karşısında uluslararası toplum artık harekete geçmek zorundadır.

Sevgili misafirler şunu açıkça söyleyeyim:

Dünyanın artık bir İsrail sorunu vardır; uluslararası hukukun üzerinde hoyratça tepinen, düzenden değil kaostan beslenen, bölgemizdeki düzensizliğin ve istikrarsızlığın bizatihi kaynağı haline dönüşen yıkıcı bir rejime dönüşmüştür İsrail.

Saygıdeğer Katılımcılar,

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemiz ilk andan itibaren Filistin’in, Gazze’nin, hakkın ve hakikatin arkasında durmuş; tüm mekanizmaları harekete geçirmiştir.

Dün olduğu gibi bugün de;

- Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanması,

- insani yardımların bir an önce ulaştırılması

ve

- 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğü haiz, bağımsız bir Filistin Devleti’nin hayata geçirilmesi,

en önemli önceliklerimiz arasında yer almaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu başta olmak üzere uluslararası her toplantıda, ikili görüşmelerinde ve uluslararası telefon diplomasisinde hep Gazze’yi merkeze almıştır ve İsrail’in zulmünü durduracak diplomasiyi canlandırmaya, güçlendirmeye gayret etmiştir.

Geçtiğimiz pazartesi günü, “İslam İşbirliği Teşkilatı- Arap Ligi Olağanüstü Zirvesi”, Katar'ın çağrısı ve Türkiye'nin desteğiyle Doha’da toplandı.

Sayın Cumhurbaşkanımız burada da gerçekleştirdikleri hitaplarında “Diplomatik gayretlerimizi İsrail'e yaptırım uygulamalarının artması için yoğunlaştırmalıyız” mesajını verdi.  Doğrusu bu orada verilen en güçlü mesajdı.

Türkiye olarak bir yandan yoğun diplomasi faaliyetleri yürütürken öte yandan insani yardımlar konusunda da üstün gayret sarf ediyoruz.

AFAD, Türk Kızılay, Türkiye Diyanet Vakfı gibi devlet kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız, sahadaki tüm engelleme ve zorluklara rağmen Filistinlilere çare olmak için seferber olmuş durumda.

Yaklaşık 2 yıldır süren bu soykırımda, Türkiye olarak Gazze’ye 100 bin tondan fazla insani yardım ulaştırdık.

Türkiye’nin yardımları, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) verdiği desteklerle 40 milyon doları aştı.

Ama burada üzülerek belirtmeliyim ki Gazze’ye yapılan yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının önünde ne yazık ki hâlâ ciddi engeller bulunuyor.

İsrail insani yardım mekanizmalarını işlemez hâle getirmek için barbarca tavrını sürdürüyor.

Uluslararası toplumun tutarlı ve etkili bir insani yardım rejimi tesis etmesi artık ertelenemez bir sorumluluktur.

Değerli Misafirler,

Ülkemizin yoğun çalışmalarıyla eşgüdüm içinde bizler de Başkanlık olarak Filistin’in iletişim cephesindeki mücadelesini desteklemek ve haklı sesini yükseltmek için mücadeleye devam ediyoruz.

Şunu net bir şekilde ifade etmek isterim:

Kalbin idraki sızıdır.

Küresel vicdanı harekete geçirecek olan da budur. Söz konusu olan Gazze ise, Kudüs ise bu artık bir sızı değil bir sancıdır, bir kalp ağrısıdır.

İsrail’in zorbalığını, Filistin’in uğradığı haksızlığı, özetle zalimi ve mazlumu en net şekilde ortaya koyuyoruz.

Dünyanın vicdanının İsrail’den daha büyük olduğunu görüyoruz biliyoruz ve şükürler olsun ki uluslararası toplumda giderek büyüyen haklı bir tepki var. İsrail soykırımının durdurulması gerektiği yönünde güçlü bir tepki var. Bu anlamda küresel vicdanda İsrail çoktan mahkûm oldu. Bunun tarihe notunu düşüyoruz. Medya olarak, iletişim yapıları olarak tarihe notunu düşüyoruz.

İnanıyorum ki yarın İsrail soykırımcılığının ispatlanmasında bu çabalar en büyük katkılardan birisi olacaktır.

Şurası net, İsrail rejimi soykırım suçundan asla kaçamayacaktır! 

İletişimin tüm araç ve yöntemleriyle, tüm platformlarda ve tüm içerik biçimleriyle Gazze’nin dünya gündeminde kalması için yoğun çaba sarf ediyoruz.

- Soykırımcı İsrail’in 250’den fazla dezenformasyonunu ifşa ederken,

- Küresel medyadaki iki yüzlü yaklaşımları gözler önüne sererken,

- Dergilerimizde “Filistin özel sayısı” çıkarırken,

- Olağanüstü toplantılara ev sahipliği yaparken,

- Sempozyumlar, sergiler, basın turları düzenlerken

ve

- Dünyanın dört bir yanında paneller programlar gerçekleştirirken bir vicdan hareketine öncülük ettiğimizi biliyoruz.

Bu çabamızda yalnız değiliz. İspanya’dan dünyanın diğer birçok köşesine kadar tüm dünya bu haklı tepkiye katılıyor ve uluslararası toplum, devletlerini ve liderlerini baskı altına alıyor.

Bugün gerçekleştirdiğimiz panel, Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetini gösteren somut çıktılardan birisidir. Malum olduğu üzere biz İletişim Başkanlığı olarak, TRT olarak, Anadolu Ajansı olarak ve tüm Türk medyası olarak Filistin konusunda başarılı bir sınav verdik.

Ülkemizin haber ekipleri sahada şiddete ve engellemelere maruz kalmalarına rağmen Filistin davasını ortaya koymaktan, Gazze’deki soykırımı insanlığın gözleri önüne taşımaktan geri durmadı.

Girişte gördüğümüz TRT Haber kamerası, Gazze’de İsrail’in barbarlığı sonucu kırılmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettikleri üzere “İsrail güçleri basın mensuplarımızın hakikate ayarlı kameralarını kırmış olsa da hakikatlerin ortaya çıkmasına engel olamamışlardır.”

TRT Haber, 20 binin üzerinde Gazze haberini ekrana taşırken, TRT World yayınlarının yüzde 50’den fazlasını Filistin ve Gazze’ye ayırmıştır.

Uluslararası dijital platformlar, Filistin konulu yapımları sansürlerken ülkemizin uluslararası dijital platformu tabii, “Filistinlilerin Öyküleri” başlıklı bir bölüm açmıştır.

Anadolu Ajansımız da bölgeden 13 farklı dilde yaklaşık 144 bin haber geçmiştir.

200 bin fotoğraf ve 15 bine yakın video hem kamu vicdanına sunulmuş hem de uluslararası mahkemelerde delil olarak yerini almıştır.

Ayrıca İletişim Başkanlığı olarak İsrail’in Gazze’de sistematik olarak katlettiği gazetecileri konu alan bir kitap çalışmasını da bitirmiş bulunuyoruz. Bu kitapta görüleceği üzere İsrail, tek amaçları bölgede yaşanan gerçekleri dünyaya duyurmak olan, 300’e yakın basın emekçisini hakikati susturmak için, onların sergiledikleri fotoğrafları bilgileri susturmak için bilerek ve isteyerek katletmiştir.

Sırf bu örnekler bile Gazze’deki soykırımın dünyaya duyurulmasında Türk medyasının bir lokomotif görevi gördüğünü ortaya koymuştur.

Değerli katılımcılar,

Medyamızın Gazze hassasiyetini bu şekilde ortaya koyarken - ne yazık ki - dünya medyası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Batı merkezli kuruluşların, coğrafyaya göre değişen, etik dışı, taraflı ve kasıtlı yayıncılık anlayışına sahip olduğunu tespit etmek zorundayız.

İsrail’in Gazze’ye attığı bombalara, konvansiyonel ve dijital medya sahasında yalanlar, bilgi karartması ve dezenformasyon kampanyaları eşlik etmektedir.

İsrail’in Gazze’ye attığı bombalara, konvansiyonel ve dijital medya sahasında yalanlar, bilgi karartması ve dezenformasyon kampanyaları eşlik ediyor.

Böylece hâkim anlatıyı kontrol altında tutmaya çalışan İsrail, bu alanda asimetrik yöntemlere başvurmaktan da geri durmuyor.

Öyle ki, bugün bir dijital algoritma tahakkümünden bahsedebiliriz.

Medya araçlarını ve dijital ortamı büyük ölçüde kontrol altında tutan güç, izinsiz topladığı verileri analiz ederek bireyleri, kendi biçimlendirdiği içeriklere yönlendiriyor.

Bu yolla, bir yandan toplumsal algı şekillendirilirken bir yandan da “İsrail’in bir savaş suçlusu olduğu” gerçeği algoritmik sansürle örtülüyor.

Zalimle mazlum arasındaki mücadele, bir veçhesiyle de medya platformlarında sürüyor.

Bu anlamıyla küresel medya alanını hakikat mücadelesinin bir cephesi olarak görüyor; iletişim ve medya ekosistemimizi buna göre daha da güçlendiriyoruz.

Kıymetli katılımcılar,

Küresel medya alanındaki bu anlatı çatışması sürerken vicdan sahibi toplulukların sesinin daha gür çıkmaya başladığını görüyoruz.

Günümüzde, İsrail’in Filistin halkına yaşattığı akıl almaz zulüm, dünyanın farklı yerlerinde protesto ediliyor.

Vicdan sahibi milyonlar, yaşadıkları şehirlerin meydanlarında Filistin bayrakları dalgalandırıyor.  

Sivil inisiyatifler Gazze ablukasını kırmaya çalışıyor.

Binlerin katıldığı konserler, spor müsabakaları, kültürel faaliyetler bir anda İsrail’in güçlü biçimde kınandığı mecralara dönüşüyor.

Soykırımcı İsrail rejimini açıktan ya da dolaylı biçimde destekleyen siyasiler, vatandaşlarının vicdani tepkileriyle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Çok şükür ki bizler Türk milleti olarak kenetlenmiş şekilde, Cumhurbaşkanlığımızın liderliğinde kenetlenmiş bir şekilde Filistin davasını savunuyoruz.

Bu konuda farklı görüşlere sahip olunsa bile iktidar ve muhalefetiyle bütün kesimler aynı yerde duruyor; Filistin’in haklı davasına destek veriyor.

Bir kez daha vurgulamak isterim ki,

Kudüs, tarih boyunca ne Haçlı işgalcilere ne de emperyalist güçlere boyun eğmiştir. Kim ki bu şehri zorla ele geçirip halkına zulmetmiş, camilerine ve kiliselerine saldırmışsa, Kudüs’ün uzun tarihinde lanetle anılan bir ayrıntı haline gelmiştir. Bu mübarek şehir, “sadece benimdir” diyen nice ihtiraslı ve kibirli karakterlerin en büyük hezimetine sahne olmuştur.

Türkiye olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, bu zulmü asla meşru görmeyecek, normalleşmesini kabul etmeyecek ve yakın bir gelecekte hesabının sorulması için yapılan bütün girişimleri destekleyeceğiz.

Dolayısıyla Türkiye olarak insanlığın turnusol testi olan Gazze konusundaki net tavrımızı ortaya koyuyoruz ve uluslararası toplumu Gazze’de yaşananlara dur demek için harekete geçmeye davet ediyoruz.

Ben bu duygu ve düşüncelerle panelimizin hayırlara vesile olmasını diliyor; konuşmacılarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Katılımlarıyla bizleri onurlandıran misafirlerimize ve emeği geçen mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Prof. Dr. Burhanettin DURAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı