Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen 17. El Cezire Forumu'nun açılışında konuştu.
Çağın belirleyici sorularından birini ele almak için Doha'da bir araya geldiklerini, Forum'un temasının "Filistin Davası ve Çok Kutuplu Bir Dünyanın Ortaya Çıkışı Bağlamında Bölgesel Güç Dengesi" olduğunu anlatan İletişim Başkanı Duran, "Bu tema bizi yalnızca İsrail'in Gazze'deki soykırımının yıkıcı gerçekleriyle değil, aynı zamanda uluslararası sistemin kendisindeki daha derin dönüşümle de yüzleşmeye zorluyor." dedi.
İletişim Başkanı Duran, "20 yılı aşkın süredir bize dünyanın geçiş sürecinde olduğu, küresel düzenden diğerine doğru ilerlediğimiz söyleniyor. Bugün bu anlatı artık yeterli değil. Dünya sadece geçiş sürecinde değil, çoktan geçişi tamamladı." ifadelerini kullandı.
Tarihsel bir kopuşun sonuçlarını yaşadıklarını vurgulayan İletişim Başkanı Duran, bir zamanlar savaş sonrası uluslararası sistemi yapılandıran varsayımların parçalandığını, kabul edilebilir davranış sınırlarını belirleyen normların zayıfladığını, salgınların küresel yönetişimin kırılganlığını ortaya çıkardığını ve soykırımın bir istisna olarak değil, hoşgörülen bir gerçeklik olarak uluslararası politikanın merkezine geri döndüğünü dile getirdi.
İletişim Başkanı Duran, bu trajedileri önlemek için tasarlanmış uluslararası kurumların kamuoyu önünde defalarca ve yapısal olarak başarısız olduğuna dikkati çekerek, uluslararası sistemin artık parçalanma, rekabet ve kurumsal yorgunlukla karakterize edildiğini, büyük güç rekabetinin giderek küresel gündemlere hâkim olduğunu ve bu ortamda belirsizliğin artık yapısal bir gerçeklik hâline geldiğini vurguladı.
"Savaşlar artık anlatılar, dijital platformlar ve algı yönetimi aracılığıyla yürütülüyor"
Bu çağı temelden ayıran şeyin, "bilgi savaşının çatışmanın mantığına tam olarak entegre olması" olduğunu kaydeden İletişim Başkanı Duran, "Savaşlar artık fiziksel savaş alanlarıyla sınırlı değil, anlatılar, dijital platformlar ve algı yönetimi aracılığıyla yürütülüyor." görüşünü aktardı.
İletişim Başkanı Duran, teknoloji şirketleri, platform sahipleri ve algoritma tasarımcılarının demokratik hesap verebilirlik olmaksızın siyasi sonuçları şekillendirebilen güçlü devlet dışı aktörler olarak ortaya çıktığını belirterek, şöyle devam etti:
"Algoritmik kontrol, yeni bir tahakküm biçimi getirdi. Neyin görünür, neyin güvenilir ve neyin kaybolacağını belirliyor. Bu noktada temel bir soruyla yüzleşmeliyiz: Hiyerarşi çöktüğünde, kurumlar zayıfladığında ve güç parçalandığında hangi ilke düzeni sağlayabilir? Cevap adalettir. Sadece ahlaki bir özlem olarak değil, siyasi düzenin düzenleyici bir ilkesi olarak. Adalet meşruiyet üretir. Adaletin var olduğu yerde, düzen dayatılmak yerine içselleştirilir."
Adaletin gerçek olmadan var olamayacağını ve gerçeğin de onu koruyan koşullar olmadan hayatta kalamayacağını vurgulayan İletişim Başkanı Duran, "Bölgemiz, gerçeği ve adaleti birbirine bağlayan bir medeniyet mirasına sahip. El-Farabi'den İbn Haldun'a kadar entelektüel geleneğimiz bize medeniyetlerin egemenlikle değil, meşruiyet, birlik ve ahlaki amaçla ayakta kaldığını öğretir." ifadelerini kullandı.
"Bölgesel sorunlar bölgesel çözümler gerektirir"
İletişim Başkanı Duran, bugün Orta Doğu'nun birden fazla ve üst üste binen krizler yaşadığına dikkati çekerek, ağırlık merkezinin değiştiğini, etkinin artık sadece askerî terimlerle ölçülmediğini, "ekonomik kapasite, diplomatik ağlar, yeniden yapılanma gücü ve koalisyon kurma yeteneğiyle tanımlandığını" söyledi.
İletişim Başkanı Duran, güvenlik ve insani yardım alanları arasındaki sınırların çöktüğünü, insani krizlerin artık sadece savaşlara eşlik etmediğini, stratejik sonuçları şekillendirdiğini dile getirdi.
Öte yandan bölgesel aktörlerin artık eşi benzeri görülmemiş diplomatik ve ekonomik kapasiteye sahip olsalar da koordinasyonun temel zorluk olmaya devam ettiğini ifade eden İletişim Başkanı Duran, "Kolektif eylem olmadan, bireysel güç kalıcı istikrar yaratamaz." dedi.
İletişim Başkanı Duran, savaş sonrasının savaşın kendisi kadar stratejik hâle geldiğini anlatarak, şu görüşleri paylaştı:
"Gazze ve Suriye, bize savaşların sadece ateşkeslerle değil, yönetim düzenlemeleri, yeniden yapılanma çerçeveleri ve siyasi yollarla sona erdiğini hatırlatıyor. Bu kritik dönüm noktasında Türkiye'nin vizyonu bölgesel sahiplenme ilkesine dayanmaktadır. Bu, yerel aktörleri önceliklendiren, bölgesel diplomasiyi işler hâle getiren ve kolektif kapasiteyi güçlendiren stratejik bir çerçevedir. Bölgesel sorunlar, bölgesel çözümler gerektirir."
Bölgenin şu anda böyle bir dönüm noktasında olduğunu aktaran İletişim Başkanı Duran, "(Bölge) Ya içsel kırılmalarını iş birliği, adalet ve ortak sorumluluk yoluyla çözecek ya da içe kapanarak rekabet edecek, parçalanacak ve istikrarsızlığı dışarıya ihraç edecektir." şeklinde konuştu.
İletişim Başkanı Duran, "Bölgesel aktörler kendi çatışmalarını yönetemezlerse yerel kalmazlar, küresel anarşinin yakıtı hâline gelirler." diyerek, bu anlamda bölgenin artık sadece uluslararası sistemin krizinden etkilenmediğini, bu krizi hafifletme veya derinleştirme konumunda bulunduğunu dile getirdi.
"Temel inancımız, istikrarın ancak kapsayıcı iş birliği, karşılıklı güven ve kolektif bilgelikle sağlanabileceğidir"
İletişim Başkanı Duran, bölgedeki krizlerin "benzeri görülmemiş bir güvensizlik dalgasına" yol açtığına işaret ederek, "Bu güvensizlik, askerî çatışmalar, insani felaketler, ekonomik baskı, bilgi savaşları ve siyasi kutuplaşmayı kapsıyor. Gazze'de bu güvensizlik dalgası en çarpıcı hâliyle görülüyor: Kitlesel yıkım, derin travma, soykırım ve insani çöküş." diye konuştu.
Bu bağlamda bölgesel ve Körfez aktörlerinin diplomatik nüfuz, yeniden inşa kapasitesi, arabuluculuk kanalları ve konsensüs oluşturma yetkisi gibi belirleyici araçlara sahip olduğunu vurgulayan İletişim Başkanı Duran, şöyle devam etti:
"İki mutlak ve tartışmaya açık olmayan konu etrafında birleşmeliyiz; bu savaşı sona erdirmek ve her türlü yerinden edilmeyi önlemek. İkinci olarak, istikrarsızlık yaratan gündemlerin kolayca doldurabileceği bir boşluk bırakmak yerine, güvenilir yönetişim çerçeveleri ortaya koyarak 'ertesi günü' aktif olarak şekillendirmeliyiz. Üçüncü olarak, yeniden yapılanmanın siyasi uygulanabilirlik, etkili koruma mekanizmaları ve kalıcı istikrarla sıkı şekilde bağlantılı olmasını sağlamalıyız."
İletişim Başkanı Duran, Türkiye'nin bölgenin bu yeni dönemde barış ve güvenlik alanında küresel istikrara katkıda bulunmasını sağlamak için bir dizi somut adım attığını ve bölgedeki tüm ülkeleri bu ortak sorumluluğu paylaşmaya davet ettiğini belirterek, "Temel inancımız, istikrarın ancak kapsayıcı iş birliği, karşılıklı güven ve kolektif bilgelikle sağlanabileceğidir. İlk olarak, bölgemizdeki tüm anlaşmazlık ve uyuşmazlıkları diyalog ve diplomasi yoluyla çözmek için gerekli mekanizmaları oluşturmak üzere önemli girişimlerde bulunduk." dedi.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinden Somali ile Etiyopya arasındaki ilişkilere, Ukrayna ile Rusya arasında uygulanan Tahıl Koridoru Anlaşması'ndan son İran krizinde Türkiye'nin üstlendiği kolaylaştırıcı role işaret eden İletişim Başkanı Duran, "Tüm örnekler, bu girişimde kendini göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
"Tüm bu çabalarımızla kendi bilgi birikimi ve diplomasi ekosistemimizi oluşturmayı hedefliyoruz"
İletişim Başkanı Duran, Türkiye'nin dünyanın giderek daha karmaşık hâle geldiği bir dönemde kapsayıcı ve sürdürülebilir bir bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulmasını teşvik ettiğini söyleyerek, "Bu mimarinin sadece bölge içi sorunlara çözüm üretmekle kalmayıp, bölge dışından kaynaklanan tehditlere karşı ortak kapasite oluşturması gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı.
Ayrıca, iç savaşlar nedeniyle derin yıkıma uğrayan ülkelerin toparlanması, yeniden inşası ve yeniden yapılandırılması için sürekli çaba sarf ettiklerini bildiren İletişim Başkanı Duran, "Suriye'nin istikrarının sağlanması ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi, bu çabaların merkezinde yer almaktadır. Düşmanlıkların sona ermesi hâlinde Yemen ve Sudan için de benzer yaklaşımın uygulanması gerektiğine inanıyoruz." diye konuştu.
İletişim Başkanı Duran, söz konusu girişimlerin kalıcı ve etkili sonuçlar vermesi için kurumsallaşmaya özel önem verildiğini, çeşitli girişimler ve çok taraflı platformlar aracılığıyla bu çabaların sürdürüldüğünü kaydederek, "Ayrıca, bölgemizde ortaya çıkan yeni risk ve güvensizlik dalgasına karşı çeşitli iş birliği mekanizmalarının kurulmasına katkıda bulunuyoruz." dedi.
İletişim Başkanı Duran, "Tüm bu çabalarımızla kendi bilgi birikimi ve diplomasi ekosistemimizi oluşturmayı hedefliyoruz. Bu ekosistemin bölgemizin gerçeklerini yansıtmasını, kolektif bilgeliği teşvik etmesini ve daha dengeli bir küresel düzenin ortaya çıkmasına katkıda bulunmasını istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
İletişim Başkanı Duran, barış ve istikrar için ortak bir dil geliştirmek amacıyla ikili ve çok taraflı görüşmelerde ve benzer uluslararası forumlarda kararlılıkla çalışmaların sürdürüleceğini vurguladı.
"Bölgemiz, kendi hikâyesinin yazarlığını geri kazanmalıdır"
Çok uzun süredir bölgenin "kriz, korku ve oryantalizm" çerçevesinde başkalarının anlatımlarına konu olduğunu belirten İletişim Başkanı Duran, "Bu dönem artık sona ermelidir. Anlatı güçtür. Anlamı tanımlayan, düzeni şekillendirir. Bölgemiz, kendi hikâyesinin yazarlığını geri kazanmalıdır, kendini mitolojikleştirmek için değil, küresel bir kırılma anında medeniyet misyonunu netlik ve güvenle ifade etmek için." şeklinde konuştu.
İletişim Başkanı Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin "Daha adil bir dünya mümkün." çağrısının derin yankı uyandırdığına işaret ederek, "Bu sadece bir umut beyanı değil. Bu stratejik bir ufuk, adaletin bilinçli bir şekilde inşa edilmesi gerektiğine dair bir inanç." değerlendirmesini yaptı.
Dünyanın değiştiğini vurgulayan İletişim Başkanı Duran, "Önümüzdeki sorumluluk, dünyanın doğru yönde değişmesini sağlamaktır. Bu, sınır ötesi iş birliği, algoritmik egemenliğe direnç, gerçeğin savunulması, adaletin yeniden tesis edilmesi, haysiyet ve meşruiyete dayalı yeni bir küresel düzen hayal etme cesaretini gerektirir." dedi.
İletişim Başkanı Duran, "Gerçek böyle adalete dönüşür. Adalet böyle düzene dönüşür. Ve bir zamanlar hakkında konuşulan bir bölge böyle kendi adına konuşan bir bölge hâline gelir." görüşlerini aktardı.
Forum'da emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür eden İletişim Başkanı Duran, "Umarım bugünkü görüşmelerimiz sadece anlayışımızı zenginleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda daha adil, barışçıl ve insani bir uluslararası düzen için toplu eyleme ilham verecektir." diye konuştu.
Öte yandan İletişim Başkanı Duran, NSosyal hesabından Forum’a ilişkin bir mesaj yayımladı.
İletişim Başkanı Duran, İngilizce mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 17. El Cezire Forumu’nda, bölgemizin ve dünyanın artık yalnızca bir geçiş sürecinde değil, derin bir küresel kırılmanın sonuçlarını yaşadığı bir dönemde konuşma yapmaktan onur duydum.
Bugün savaşlar, yalnızca fiziksel cephelerle sınırlı değil; anlatılar, algı yönetimi ve algoritmik kontrol üzerinden de yürütülüyor. Bilgi stratejik bir varlık haline gelirken, dezenformasyon bir güç aracı olarak kullanılıyor. Algoritmik tahakküm, neyin görünür olacağını, neyin güvenilir kabul edileceğini ve neyin görünmez kılınacağını belirliyor. Hakikatin susturulduğu yerde ise meşruiyet aşınıyor.
Gazze, yalnızca bir insani felaket olarak değil, küresel dönüşümün belirleyici bir işareti olarak ele alınmalıdır. Felç olmuş bir uluslararası sistemin gözleri önünde kolektif cezalandırma yaşanmış; bu tür trajedileri önlemek üzere tasarlanan uluslararası kurumlar açık, tekrar eden ve yapısal biçimde başarısız olmuştur. Krizlerin bölgelere yayıldığı ve savaşların sistemik sarsıntılar ürettiği bir dünyada Gazze, çatışmaların nasıl yürütüldüğünü, sivillerin nasıl terk edildiğini ve siyasi sonuçların nasıl dayatıldığını gözler önüne sermektedir.
Tam da bu nedenle, temel ilkelere yeniden dönmek zorundayız: Meşruiyetin temeli olarak adalet ve adaletin var olabilmesinin koşulu olarak hakikat.
Forum kapsamında yaptığım değerlendirmelerde, sürdürülebilir herhangi bir düzenin ancak adaletin kurucu bir ilke olmasıyla mümkün olabileceğini vurguladım. Adaletin meşruiyet ürettiği yerde istikrar dayatılarak değil, içselleştirilerek sağlanabilir. Hibrit savaşların ve kurumsal yorgunluğun damga vurduğu bu dönemde, bu ilke her zamankinden daha acildir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin vizyonu; bölgesel sorunların diyalog, iş birliği ve ortak sorumluluk temelinde ele alınmasını esas alan bölgesel sahiplenme ilkesine dayanmaktadır. Bölgemiz, küresel istikrarsızlığı azaltma kapasitesine sahip olduğu gibi, anlatı gücünü yeniden tesis ederek daha adil ve insani bir uluslararası düzene katkı sunma potansiyeline de sahiptir.
Bu önemli ve ilkesel diyalog ortamını sağlayan El Cezire Forum’un organizatörlerine ve tüm katılımcılara teşekkür ediyor, Forum’un başarılı geçmesini diliyorum.”