Ankara’da “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” Panel Programı Düzenlendi

Ankara’da “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” Panel Programı Düzenlendi

İletişim Başkanlığımız ve SETA tarafından Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 74. yıl dönümü vesilesiyle, İttifak bünyesinde üstlendiği role, sunduğu katkılara ve gelişen savunma sanayisine dikkat çekmek amacıyla “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” panel programı düzenlendi.

Programda, Türkiye’nin kuruluşundan bu yana aktif rol üstlendiği NATO’ya bakış açısı ve beklentileri ele alındı. Ayrıca, İttifak’ın en güçlü üyelerinden biri olan ülkemizin sunduğu sivil ve askerî katkılar ile Türkiye’nin NATO için taşıdığı kritik önem değerlendirildi.

Açış konuşmalarını Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ve SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş’in yaptığı programda Türkiye’nin NATO’daki kritik rolünü anlatan bir video gösterimi yapıldı. “NATO ve Değişen Güvenlik Ortamı” başlıklı birinci oturuma SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş moderatörlük etti. Oturumda Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Korgeneral Yavuz Türkgenci, IRIS Araştırmacısı Patrice Moyeuvre ve CeSPI (Uluslararası Politikalar Çalışma Merkezi) Türkiye Gözlemevi Bilimsel Direktörü Dr. Valeria Giannotta konuşmacı olarak yer aldı.

“74. Yılında Türkiye–NATO Ortaklığı” isimli ikinci paneli SETA Washington Direktörü Prof. Dr. Kılıç Buğra Kanat modere etti. AK Parti Antalya Milletvekili ve NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ve Millî İstihbarat Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney konuşmacı olarak yer aldı.

Bakan Güler, konuşmasında Türkiye’nin ittifak içerisindeki jeopolitik rolü, savunma sanayindeki atılımları ve 2026 yılında Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne dair stratejik vizyonu paylaştı.

Programda konuşan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin 1952 yılında katıldığı NATO bünyesinde sadece bir üye değil, kararları etkileyen ve sahada sonuç üreten belirleyici bir aktör hâline geldiğini ifade etti. Üyelik sürecine “cephe ülkesi” olarak başlayan Türkiye’nin, günümüzde kendisini “merkez ülkelerden” biri olarak konumlandırdığını belirten Güler, ülkenin sahip olduğu yüksek askerî kapasite ve jeostratejik konumuyla müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağladığını vurguladı.

Türkiye'nin yerli ve millî savunma sanayisindeki atılımlarının NATO’nun caydırıcılık kapasitesine doğrudan katkı sunduğu belirtildi. İnsansız sistemler, hava savunma çözümleri, elektronik harp ve mühimmat teknolojileri gibi alanlardaki başarıların Türkiye'yi stratejik bir güç çarpanı hâline getirdiğini ifade eden Bakan Güler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modernizasyon seviyesi ve saha tecrübesiyle dünya orduları arasında öne çıktığını kaydetti.

Bakan Güler, 2026 yılında düzenlenecek olan NATO Ankara Zirvesi'nin, Türkiye’nin askerî ve diplomatik gücünün ön plana çıkacağı kritik bir dönüm noktası olacağını açıkladı. Zirvede Türkiye'nin beklentisinin, müttefiklerin 5. maddeye bağlılıklarını teyit etmeleri ve savunma sanayi iş birliklerini güçlendirmeleri olduğunu belirtti.

Küresel ve bölgesel düzeyde artan belirsizliklere değinen Güler, Türkiye'nin çatışmaları derinleştiren değil, yöneten ve diplomasiyi önceleyen bir yaklaşım sergilediğini hatırlattı. Bakan Güler, özellikle bölgedeki gerilimlerin azaltılması noktasında Türkiye'nin rasyonel ve yapıcı tutumunun hem ulusal hem de uluslararası düzeyde takdir edildiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran konuşmasında, uluslararası sistemin çok boyutlu bir kırılma yaşadığını belirterek, NATO’nun yeni konjonktürde güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

İletişim Başkanı  Duran, Soğuk Savaş döneminde kolektif savunma amacıyla kurulan NATO’nun, günümüzde kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresine girdiğini ifade etti. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD’nin NATO’ya yönelik değişen yaklaşımlarının Avrupa’da güvenlik paradigmalarını sarstığını belirten İletişim Başkanı Duran, “NATO, yapısal savaş ortamında kendisini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır” dedi.

Türkiye’nin NATO içerisindeki stratejik önemine dikkat çeken İletişim Başkanı Duran, Türkiye’nin 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetmede örnek bir pozisyonda olduğunu kaydetti.

İletişim Başkanı Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin, Suriye’den Gazze’ye kadar pek çok bölgede denklemin vazgeçilmez bir parçası ve bir “güvenli liman” hâline geldiğini vurguladı. Konuşmasında iletişim alanının çatışmaların bir parçası hâline geldiğine işaret eden İletişim Başkanı Duran; dezenformasyon, algı yönetimi ve yapay zekâ tabanlı sahte içeriklere karşı bütüncül bir stratejik iletişim yaklaşımının şart olduğunu belirtti.  NATO’nun da bu kapasiteyi artırmayı önceliklendirmesi gerektiğini ifade ederek, modern güvenlik mimarisinin ancak hakikat temelli bir iletişim alanı üzerine inşa edilebileceğini söyledi.

Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek olan tarihî NATO Zirvesi öncesinde bu panelin önemine değinen İletişim Başkanı Duran, Ankara’da liderler tarafından verilecek mesajların ittifakın geleceğini belirleyeceğini ifade etti. İletişim Başkanı Duran, Türkiye’nin Lübnan’ın toprak bütünlüğüne olan desteğini yinelerken, uluslararası toplumu bölgedeki saldırganlığa karşı harekete geçmeye çağırdı.

SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş yaptığı konuşmasında, uluslararası sistemin kapsamlı bir “stres testinden” geçtiğini ve çok boyutlu bir güvenlik dönüşümünün yaşandığını belirtti. Ukrayna-Rusya savaşı ve Orta Doğu’daki son gelişmelerin NATO’nun caydırıcılık kapasitesini ve ittifak içi uyumu yeniden tartışmaya açtığını ifade eden Miş, bu süreçte Ankara Zirvesi’nin ittifakın geleceğini şekillendirecek bir eşik niteliği taşıdığını kaydetti.

Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir NATO operasyonlarına en fazla katkı sunan ülkelerden biri olduğuna dikkat çekilen konuşmada, ülkemizin sadece askerî kapasitesiyle değil, diplomatik esnekliği ve kriz yönetme becerisiyle de öne çıktığı belirtildi. Yerli ve millî savunma sanayiinde kaydedilen ilerleme ve yüksek harekât kabiliyeti, Türkiye’yi NATO içinde vazgeçilmez bir aktör hâline getirdiği ifade edildi. Miş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiyesiz Avrupa güvenliği düşünülemez.” yaklaşımının günümüzde daha güçlü bir karşılık bulduğunu vurguladı.

Türkiye’nin NATO içinde sadece yük paylaşan değil, aynı zamanda tehditleri tanımlayan ve stratejik vizyon geliştiren bir ülke olduğu hatırlatılarak; müttefiklerden eşit ve samimi bir dayanışma beklendiği bir kez daha ifade edildi.

“NATO ve Değişen Güvenlik Ortamı” isimli birinci panel oturumunun moderatörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, uluslararası sistemin merkezinde belirsizliğin yer aldığı derin bir paradigma değişimi yaşadığımızı vurgulayarak, NATO'nun bu yeni güvenlik ortamına nasıl uyum sağlayacağını sorguladı. Ayrıca oturumda, müttefik ülkeler arasındaki farklı güvenlik algılarının ve Avrupa'da yükselen stratejik otonomi arayışlarının İttifak'ın geleceğini nasıl şekillendireceği konusunu tartışmaya açtı.

Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı, Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, Avrupa Birliği'nin kendi savunma mekanizmalarını kurarken NATO'nun yapılarını kopyalamasının (duplikasyon) İttifak'a büyük zarar vereceğini ve bu iki kurumun birbiriyle rekabet etmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin Avrupa'nın güneydoğu kanadında güvenliği sağlayan çok güçlü bir müttefik olduğunu belirterek, geçmişte müttefiklerinden gördüğü kısıtlamalara rağmen Türkiye'nin kendi yerli savunma sanayisini ve askerî kapasitesini başarıyla geliştirdiğine dikkat çekti.

Korgeneral Yavuz Türkgenci, NATO'nun doğudaki ve güneydeki farklı tehditlere (Rusya, terörizm, göç vb.) karşı 360 derecelik “tehdit odaklı” (threat-informed) bir yaklaşımla başarıyla adapte olduğunu belirtti. Endüstriyel çağın askerî yapılarından dijital çağın gereksinimlerine (insansız sistemler vb.) acilen geçilmesi gerektiğini söylerken, NATO'nun sağlam komuta yapısının AB tarafından bozulmaması ve AB üyesi olmayan müttefiklerin (Türkiye, İngiltere, Kanada vb.) Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

CeSPI Türkiye Gözlemevi Bilimsel Direktörü Valeria Gianotta, uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya dönüştüğünü belirterek, artan çatışmalar karşısında NATO'da kolektif güvenlik ihtiyacının yeniden merkeze oturduğunu ifade etti. İttifak içindeki tehdit algısı farklılıklarına dikkat çekerek, İtalya ve Türkiye gibi ülkeler için Güney kanadındaki sorunların öncelikli olduğunu; Avrupa'nın stratejik otonomi arayışları ile savunma harcamalarını artırma hedeflerinin ülkeler üzerinde oluşturduğu baskıları vurguladı.

IRIS Araştırmacısı Patrice Moyeuvre, NATO'yu, onlarca ülkeyle fikir birliği içinde karmaşık askerî operasyonlar planlayıp yürütebilen dünyadaki tek eşsiz ittifak ve ülkeler arasında hayati bir diyalog köprüsü olarak tanımladı. Avrupa Birliği savunma girişimleri ile NATO'nun birbirini tamamlayıcı (komplementer) yapılar olması gerektiğini savundu; ancak üye ülkelerin operasyonel kısıtlamalarının ve bu iki kurumun birlikte çalışabilirliğini tam olarak kavrayamamasının aşılması gereken önemli zorluklar olduğunu ifade etti.

“74. Yılında Türkiye–NATO Ortaklığı” isimli panel oturumunda, AK Parti Antalya Milletvekili ve NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin NATO operasyonlarına, özellikle Afganistan’daki görevlere sağladığı katkıların yük paylaşımı konusunda örnek teşkil ettiğini belirtti. Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki deneyimlerinin NATO güvenlik konseptine dahil edilmesinin önemini vurgulayan Çavuşoğlu, müttefiklerin savunma sanayi kısıtlamalarını kaldırmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Türkiye’nin her iki tarafla diyalog kurabilen tek NATO müttefiki olduğunu ve bu sayede Tahıl Koridoru ile esir takası gibi kritik süreçleri yönettiğini hatırlattı. Ayrıca Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uygulayarak Karadeniz’de gerilimin tırmanmasını engellediğini vurguladı.

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu, NATO’nun “temellere dönüş” (Back to Basics) sürecinde olduğunu ve askerî kapasitenin yeniden ön plana çıktığını söyledi. Kasapoğlu, Türkiye’nin ABD dışında sofistike İHA teknolojisi üretebilen ve sahada aktif konvansiyonel güç kullanabilen tek müttefik olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin savunma sanayisinde endüstriyel çağı geride bırakıp robotik, yapay zekâ ve bilgi üstünlüğüne dayalı “hiper-savaş” (hyperwar) döneminin kazananlarından biri hâline geldiğini belirtti. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa’da aktif bir balistik füze programına sahip az sayıda ülkeden biri olduğuna dikkat çekti.

Millî İstihbarat Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, uluslararası sistemin “parçalanmış” (fractured) bir yapıya büründüğünü ve büyük güç rekabetinin geri döndüğünü ifade etti. Nurşin Ateşoğlu Güney, NATO içindeki dayanışmanın sorgulandığı bir dönemde, Türkiye’nin Washington ile Avrupa arasında stratejik bir köprü ve kolaylaştırıcı rol oynadığını belirtti. Türkiye’nin son yirmi yıldaki kazanımlarıyla, çok taraflı formatların işlevsiz kaldığı durumlarda “orta güç” (middle power) olarak boşlukları doldurduğunu ve ittifakın birliğini korumada kritik bir aktör olduğunu ekledi.

Panelde uzmanlar, Türkiye’nin NATO içindeki öneminin sadece coğrafi konumundan değil, sahip olduğu somut askerî yeteneklerden ve diplomatik esnekliğinden kaynaklandığı konusunda mutabık kaldı.