Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli

Saygıdeğer BTK Başkanım,

Saygıdeğer Siber Güvenlik Başkanım,

Milletvekillerim ve Kıymetli Katılımcılar,

Sizleri saygıyla selamlıyorum ve kurumumuzda bu önemli panelde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum.

Hepiniz hoş geldiniz,

Sefa getirdiniz.

Panelimizin başlığından da anlaşılacağı üzere çok önemli bir konu için buradayız. Benden önce konuşan iki başkanımız gerçekten çok önemli pencereler açtılar. Ben de o pencereler etrafında biraz konuşmaya çalışacağım.

Malum olduğu üzere artık giderek normal hayatımızın dışında bir de sanal dijital hayatımız var. Bu hayatımız söylendiği gibi aslında bir trafik olmaktan öte başlı başına bir hayat. Kimi zaman acaba normal hayatımızda mı daha çok vakit harcıyoruz yoksa dijital hayatımızda mı bunu farklı şekillerde yaşayan insanlar da mevcut. Ama şurasını biliyoruz ki biz sanal hayatta olmadığımız zamanlarda bile bir sanal hayatımız var ve orası işliyor.

Birtakım büyük şirketler, verileri toplayan yerler bize dair bilgilerle ilgili işlemler yapıyorlar. O halde iki tane paralel hayatımız var aslında. Böyle olunca burada sorumluluğun, özgürlüğün ve güvenliğin tartışılmasından ve dengenin korunmasından daha da makul bir şey olamazdı herhalde. Özgürlük ve güvenlik dengesinde ama ortak sorumlulukla yönetilmesi gereken fırsatlar ve riskler dünyasındayız. Aslında meseleye nasıl baktığımı en baştan söylemiş oldum. O halde yeni teknolojik gelişmelerin, dijitalleşmenin bize açtığı fırsatların farkındayız. Elbette yeni yeni unsurların eklenmesiyle yapay zekâ da dahil olmak üzere birçok alanda devrimler gerçekleşiyor. Bunun anlamı insan hayatının daha kolay hâle gelmesi, çok sayıda farklı tecrübeyi elde edebilir hâle gelmesidir.

Böyle baktığımızda bunun bir kısmıyla sanal da olsa özgürlükler âlemi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu dijital mecraların sunduğu sınırsız etkileşim imkânı bizim ifade özgürlüğümüzü genişletmekle kalmıyor. Öte yandan mahremiyete dair, bilgi kirliliğine dair, dezenformasyona dair ve toplumsal kutuplaşmaya dair yeni risk alanları oluşturuyor.

Sosyal medya mecralarının, evet bize kendimizi ifadede yeni imkânlar sunduğunun farkındayız. Ancak orası o kadar genişleyen bir alan ki kendi hâlinde akıp giden bir sel gibi değerlendiremeyiz. Buranın da bir regülasyonu gerekiyor. Burası da gittikçe büyüyen bir dünya olarak aslında her şeyin fütursuzca ortaya konulduğu bir alan olarak görülmemeli. Dolayısıyla buranın da düzenlenmesi, buraya dair kuralların da olması çok önemli bir husus. Gençlerimiz için düşünüldüğünde sosyal medyanın tek tipleştirici bir alana dönüşmesi riski söz konusudur. Ortaya koyduğu özgürlüğün yanı sıra bu tarafının da önemli bir şekilde dikkate gelmesi gerekir.

Bugün için baktığımızda sosyal medyaya dair en önemli çalışmaları yapanlar, hatta sosyal medyanın özgürlük alanı olarak savunucusu olan kişiler dahi bilgi, imge, moda, inanış, kanaat alışverişi gibi birçok alanda sosyal medyanın nasıl algoritmalarla yönetildiğini bize anlatmaktadır. Dolayısıyla bu panelin özgürlük, güvenlik ve sorumluluk üçlemesinde bir araya gelmiş olması bence çok değerli.

Saygıdeğer Misafirler,

Dijitalizm, sosyal medya, yapay zekâ, bunların hepsi hız, sınırsızlık, kontrolsüzlük gibi konular olarak önümüze çıkıyor. Elbette bu alanların bir etiğe de ihtiyacı var. Önde gelen sosyologlar, düşünürler; etik kavramının özellikle ahlakın toplumsallığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini konuşurlar. Bugün dijital mecraların gençlere ve çocuklara toplumla doğrudan temas kurma imkânı tanıması aynı zamanda bu mecraları etik tartışmaların da konusu yapmaktadır.

Her anımızı kuşatan mahremiyet, aleniyet, sınırlar, güvenlik, toplumsal kaygı gibi birçok konuda zaaf üreten bu alanın etik anlamda da önem arz ettiğini söylemek gerekir. Sosyal medya mecralarında dezenformasyon yapılmaması, nefret söylemine katkıda bulunulmaması, cinsiyetçi kodların beslenmemesi, sınıfsal adaletsizliğin pekiştirilmemesi, teşhirciliğin olmaması, çocukların ruhsal ve zihinsel gelişiminde olumsuz etkilerin olmaması gibi birtakım ilkeler üzerinde uzlaşmak zorundayız. Hem ulusal olarak Türkiye düzleminde hem de dünya düzleminde böyle bir ortak alanın oluşması gerekiyor. Fakat bunun karşısında kapitalist sistemin ortaya çıkardığı rekabetçi piyasa koşulları, tıklanma, etkileşim alma gibi birçok kaygılar da söz konusu. Bu kaygıların zaman zaman ve belki de sıklıkla etik kaygıları, etik sınırları aştığını ve sorun ürettiğini görüyoruz. Dolayısıyla ekran başında olan gençlerimizin algoritmalarla nerelere yönlendirilebileceğini görmek durumundayız.

Bunların farkında olmadan hangi algoritmanın, hangi şirketin, hangi çıkar grubunun hatta hangi devletin bizim mahremiyetimize, dijital egemenliğimize yönelik ne tür kampanyalar içinde olduğunun farkında olmadan gençlerimizin sosyal medyadaki birtakım düşüncelerle ve kanaatlerle yönlendiriliyor olmasını başıboş bırakamayız. Dolayısıyla gerçeklikle olan bağımızı azaltacak ya da farklı gerçeklikleri zihinlerimize sokacak algoritmaların farkında olmak zorundayız.

Dijitalleşmenin getirdiği riskler arasında sosyal izolasyon riski de var. Bunun yanı sıra dijital bağımlılık bugünlerde en çok konuştuğumuz konular arasına girdi. Bunu sadece bir diyet benzetmesiyle dijital detoks yaparak ya da dijital oburluktan kaçınarak aşamayız. Bence bunun için çok daha fazlası gerekiyor.

Sebep dijital mecraların sunduğu yapay mutluluk çerçevesinin, kurgulanmış kusursuz hayatların albenisinin, bizlerin, gençlerin, çocukların yetersizlik duygusunu beslemesi ve hatta kişinin kendini gerçekleştirmesi ile ilgili çok sorunlu bir alanı açıyor olmasıdır. Filtrelenmiş görüntüler, uçlardan beslenen içerikler, idealize edilmiş ve maskelenmiş hayat kurguları… Bütün bunlar çocuklarımız ve gençlerimiz için birer risk durumunda aslında ve ne yazık ki çokça da tüketiliyorlar.

Bu içeriklerin oluşturduğu video mecralarının yaygınlaşması gençlerimizde dopamin temelli bir bağımlılık döngüsü ortaya çıkarıyor. Aslında gençlerimizden daha fazlası, belki de birçoğumuz bununla karşı karşıyayız. Durmadan kaydırılan ekranlar ve çok anlık seyredilen videolarla bambaşka bir dijital hafıza, bambaşka bir dijital zekâ oluşuyor.

Bunun ne kadar farkındayız? Bunun getirdiği zihinsel yorgunluğun, anksiyetenin, depresyonun bizi ne kadar yorduğunun farkındayız? Bundan henüz emin değiliz. Hatta birtakım ruh sağlığı kırılganlaşmasından ve dijital zorbalıktan, şiddet ve nefret dilinin giderek dijital alana hâkim olmasından rahatsızlık duyuyoruz. Hatta buna benzer eğilimleri besleyenlerin dijital dünyada kanaat önderleri ya da öne çıkan rol model kişiler olmaları ayrıca ciddi bir sorumluluk ve sorun alanı.

Buraya kadar anlattıklarım içerisinde başka bir kritik meseleye daha değinmek istiyorum. Çevrim içi oyunlar ve görsel paylaşım mecraları başta olmak üzere dijital ekosistem, zararlı içeriklere erişimi kolaylaştırmakta ve kişisel verilerin kötüye kullanımına zemin hazırlamaktadır. Bu alanın benden önceki başkanlarımın belirttiği gibi sorumluluk duygusuyla yönetilmesi gerektiği, güvenliğimiz açısından da çok önemli bir husus olarak öne çıkmaktadır. Nitekim bu risklerden bir tanesi sanal bahis ve kumar içeriklerinin yaygınlaşması konusudur. Bildiğiniz üzere Cumhurbaşkanımız bu konuya büyük önem atfediyor ve bu hem yasal düzenlemeler açısından hem toplumdaki farkındalığın artırılması açısından üzerinde yoğunlaşılması gereken konulardan bir tanesi. Çünkü bu konu sadece kişisel bağımlılık oluşturmuyor. Aileleri yıkan, sosyal ilişkileri zedeleyen ve bireyin hayatına mal olan olumsuzluklar üretiyor. O halde dijital dünyanın risklerine karşı korunma konusunda sadece çocuklarımız ve gençlerimiz değil aslında bütün bireylerimiz bir risk altındadır ve buna dair bir bilinç gerekmektedir.

Az önce BTK Başkanımız söyledi. Bilinç meselesi. Bu bilinç sorumlulukla örtüşen ve etikle donanan bir şekilde yürümek durumunda. Bunu sağladığımızda bireyimizi ve toplumumuzu daha donanımlı hale getirmiş olacağız. Elbette bu dijital dünyadan kopmak mümkün değil. Ancak bu dijital dünyayı bizim yönetmemiz gerekiyor. Kontrolün bizde olması gerekiyor. Dijital dünyanın içinde savrulmamak için kamusal bir sorumluluğun oluşturulması gerekiyor.

Ben de kendi adıma İletişim Başkanı olmanın yanı sıra bir baba ve bir akademisyen olarak bu özgürlük ve güvenlik dengesinin sağlandığı bir dijital dünyanın temini için çok yönlü bir iş birliğinin gerektiği kanaatindeyim. Burada devlet kurumlarımız elbette üzerlerine düşen rolü üstlenmek durumundadır. Ancak milletimiz, bireyler ve bu dünyanın ortak sorumluluk anlayışını oluşturabilmek için buna katkı verecek olan bütün örgütlü yapılarımız, sivil toplumlarımız, akademisyenlerimiz, önde gelen bireylerimizin hepsinin kapsamlı ve etkin bir iş birliğine ihtiyacımız var.

Bu ortak sorumluluk anlayışı ekseninde dijital platformlara da çok önemli roller düşüyor. O zaman şöyle özetleyebilirim, devletimiz oluşturulacak hukuki zemin çerçevesinde düzenleyici ve denetleyici rolüyle, ailelerimiz hem kendilerinin hem de çocuklarının farkındalık düzeyini artırarak, dijital platformlar ise daha fazla sorumluluk yüklenerek gençlerimiz ve çocuklarımız için güvenli bir dijital dünyanın tesis edilmesine katkı sunmak durumundadırlar.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadeleriyle dijital tekno-kültürün bilhassa gençlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini sadece topyekûn bir dayanışma ruhuyla engelleyebiliriz. İşte bu panelin Cumhurbaşkanımızın belirtmiş olduğu bu amaca yönelik hizmet etmesini umuyorum.

Saygıdeğer Misafirler,

Sosyal medya sınamaları sadece ülkemiz için değil tüm dünya için bir mücadele alanına dönmüş durumda. Pek çok ülke bunun için tedbirler alıyor. Günümüzde Amerika'dan Çin'e, Avustralya'dan Almanya'ya, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde yaş doğrulama, ebeveyn onayı, algoritmik sorumluluk, kullanım sınırlamaları, dijital kimlik çözümlemeleri ve oyun içerik denetimleri gibi uygulamalar hayata geçirilmektedir. Ülkemizde de sosyal medya kullanıcılarını korumaya yönelik bazı yasal düzenlemeler hâlihazırda yürürlükte. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Kanunu buna bir örnek olarak ifade edilir. Bunun yanı sıra sosyal ağ sağlayıcılarının çocuklara yönelik ayrı hizmet sunma, reklam kütüphanesi oluşturma, kriz planı hazırlama ve genel şeffaflık ilkelerine uymakla yükümlü kılındığını biliyoruz. Yine 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ülkemizdeki sosyal medya kullanıcılarının veri güvenliğini teminat altına almaktadır. Şüphesiz bunlar çok değerli ancak az önce bahsettiğim genişleyen dijital dünyanın gerektirdiği yeni yasal düzenlemeler olduğu da açıktır. Çünkü teknoloji yerinde durmuyor. Yepyeni açılımlarla bize yeni sınamalar getiriyor. Bu çerçevede ilgili bakanlıklarımızın ve Meclisimizin çok önemli çalışmalar yaptığını da hatırlatmak isterim. Malumunuz dijital mecralarda çocuklarımızı bekleyen tehdit ve riskler taslak raporu, 13 Ocak'ta Meclisimizin ilgili alt komisyonunda kabul edildi. Raporda çocuklarımızı dijital risklerden korumak için kapsamlı öneriler detaylı bir şekilde ele alındı.

Ben inanıyorum ki dijital dünya ailelerimizden devletin ilgili kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarımızdan akademi dünyasına kadar geniş bir alanda ortaya çok güzel bir sonuç çıkaracak. Bizler de İletişim Başkanlığı olarak çocuklarımızın ve ebeveynlerimizin hem medya okuryazarlığı düzeyinin yükseltilmesi hem de dijital risklere karşı direnç ve farkındalıkların artırılması çalışmalarına olanca gücümüzle destek oluyoruz ve bunu da sürdüreceğiz.

Bu panelde de inşallah çok güzel somut çıktılar ortaya çıkacak.

Değerli Katılımcılar,

Ben bu duygularla panelimizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ederim.



Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli

Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız tarafından “Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli” düzenlenecektir.

“Sosyal Medyada Sorumluluk, Özgürlük ve Güvenlik Paneli” 21 Ocak 2026 tarihinde, Başkanlığımızın konferans salonunda, saat 10:00 itibarı ile başlayacaktır.

Kayıt için lütfen tıklayınız.