3 Şubat’ta Riyad’da, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Gulf Research Center (GRC) düşünce kuruluşu iş birliğinde “Bölgesel Güvenlik ve İstikrar: İslam Dünyasında Ortak Sorumluluklar Yuvarlak Masa Toplantısı” düzenlendi.
İslam dünyasının son yıllarda karşı karşıya kaldığı çok boyutlu güvenlik sorunlarının ele alındığı toplantı; Orta Doğu ve Körfez bölgesine ilişkin stratejik analizleri, akademik değerlendirmeleri ve politika odaklı perspektifleri bir araya getirdi. Toplantıda bölgesel güvenlik meselelerinin yalnızca askerî tedbirlerle değil siyasi diyalog, insani boyut ve karşılıklı güven inşası temelinde ele alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
Moderatörlüğünü Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kılıç Buğra Kanat’ın üstlendiği toplantıda Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Betül Doğan Akkaş, GRC Kurucusu ve Başkanı Dr. Abdulaziz Sager, GRC Başkan Yardımcısı Dr. Ahmed Sager, GRC Kıdemli Danışmanları Prof. Saleh Al-Khathlan ve Abdulaziz Alageel ile King Faisal İslam Araştırmaları Merkezinden Danışman Dr. Awadh Albadhi konuşmacı olarak yer aldı.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin bölgesel güvenlik ve istikrarın tesisine sağlayabileceği katkıların ele alındığı toplantıda; Gazze’de devam eden askerî operasyonlar, Suriye ve Lübnan’da artan gerilimler ile bu gelişmelerin bölgesel güvenlik mimarisi üzerindeki etkileri ele alındı. Bu çerçevede, bölgesel istikrarsızlığın somut ve yapısal boyutları en belirgin şekilde Suriye örneği üzerinden değerlendirildi.
Suriye’de siyasi düzenin inşası ve bölgesel aktörlerin bu sürece etkisine değinen Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, Suriye'de kalıcı bir düzenin ancak tüm yerel unsurları içine alan kapsayıcı bir siyasi yapıyla mümkün olacağını belirterek Türkiye'nin başından beri bu vizyonu savunduğunu ifade etti. Bölgesel desteğin hayati önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yeşiltaş, Suudi Arabistan gibi kritik aktörlerin onayı ve katkısı olmadan Suriye'de ne güvenliğin ne de ekonomik yeniden inşanın sağlanabileceğini vurguladı.
GRC Kurucusu ve Başkanı Dr. Abdulaziz Sager ise uluslararası sistemdeki artan belirsizliklerin İslam dünyasındaki güvenlik açıklarını derinleştirdiğine dikkat çekti. Bölgesel krizlerin çözümünde dış müdahalelerin yetersiz kaldığını belirten Dr. Sager, özellikle Suriye'de devam eden istikrarsızlığın, sadece o ülkenin değil tüm bölgenin güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğini ifade etti. Dr. Sager, kalıcı bölgesel istikrarın, küresel aktörlerin ajandalarına bırakılmadan, İslam dünyasının geliştireceği ortak sorumluluk bilinci ve somut iş birliği mekanizmalarıyla mümkün olacağını belirtti.
Dr. Öğr. Üyesi Betül Doğan Akkaş ise konuşmasında “Arap sorunlarına Arap çözümleri” yaklaşımının artık sahadaki gerçekliği karşılamadığını ve mevcut krizlerin Arap dünyasının kapasitesini aştığını savundu. Filistin, Suriye ve Yemen gibi sorunların kendi hâline bırakılmasının istikrarlı bir barışı imkânsız kılacağını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akkaş, bu nedenle müdahaleci bir tavırla değil yapıcı bir yaklaşımla hareket eden daha fazla uluslararası gücün çözüm süreçlerine dâhil edilmesinin şart olduğunu vurguladı.
Son yıllarda güvenlik söylemleriyle iç içe geçen İslamofobi olgusunun da ele alındığı toplantıda; İslamofobi’nin uluslararası ilişkiler, toplumsal barış ve diplomatik süreçler üzerindeki etkileri değerlendirilerek bu eğilimin, İslam dünyası açısından doğurduğu siyasi ve stratejik sonuçlar tartışıldı. İki ülke arasındaki diyalog ve eş güdümün güçlendirilmesinin; Körfez bölgesi ve daha geniş Orta Doğu coğrafyasında barış, istikrar ve güvenliğin desteklenmesine yönelik ortak çözüm üretme kapasitesini artırabileceği ifade edildi.
Akademik birikim ile politika yapım süreçlerini aynı zeminde buluşturan toplantı, İslam dünyasında ortak bir güvenlik vizyonunun geliştirilmesine katkı sunan bir istişare platformu olarak öne çıktı. Bu çerçevede yuvarlak masa toplantısı, bölgesel güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik ortak sorumluluk bilincinin pekiştirilmesi ile çok taraflı iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.