İstanbul’da “Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” paneli düzenlendi

İstanbul’da “Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” paneli düzenlendi

Başkanlığımızca Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılışının 6. yıl dönümü dolayısıyla "Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya" paneli düzenlendi.

Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen ve İletişim Başkanlığı Basın ve Yayın Dairesi Başkanı Dr. Zeynep Zelan'ın moderatörlüğünü üstlendiği "Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya" panelinde, 64. Hükûmet Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez ve araştırmacı yazar Tufan Gündüz konuşmacı olarak yer aldı.

Panelistlerden Mahir Ünal, Ayasofya'nın tekrar ibadete açılması çok büyük bir olay olduğunu vurgulayarak fetihle işgal arasındaki farklara değindi.

Osmanlı Devleti'nin hiçbir zaman sömürgeci olmadığını ve İstanbul'u işgal etmediğini, adalet dairesine aldığını kaydeden Ünal, "Bu adalet dairesine almanın nişanesi olarak da Ayasofya bizim sembolümüz, kızıl elmamız oldu." dedi.

Ünal, "Bizim kültürümüzde, inancımızda tevhit, mizan ve emanet bilinci vardır. Yeryüzü emanettir, insan sınırlı ve ölçülü bir varlıktır, bütün mevcudat ortak bir ilahi kaynaktan yaratılmıştır. Bu çerçeveden baktığımızda Selçukluyu da Osmanlı'yı da İslam medeniyetini de ve bizim temel tasavvurumuzu da bu çerçevede görmek gerekir. Ayasofya'yı da adalet dairesinin nişanı olarak görmek gerekir." diye konuştu.

Ayasofya'nın ibadete açılması için nasıl bir özlem duyulduğunu, Sultanahmet Meydanı'nda yapılan gösterileri, Müslümanlar’ın tekbirlerini ve haykırışlarını hatırladıklarını kaydeden Ünal, "Siyaset ve siyasetçi milletin iradesini emanet aldığında, o iradeyi karara dönüştürecek cesareti gösterebilmelidir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan milletin kendisine emanet ettiği iradeyi karara dönüştürecek ve onun riskini alacak cesareti göstermiştir. Ayasofya'nın tekrar ibadete açılması millet iradesinin siyaset nezdinde bir karara dönüşmesi ve o kararı alacak, o riski alacak cesareti göstermesiyle de ilgilidir. O yüzden buradan Sayın Cumhurbaşkanımızın ve yol arkadaşlarının, milletin talebini, özlemini, isteğini kararlı bir şekilde riskini alarak cesaretle hayata geçirdiği için de buradan tebrik ediyorum." diye konuştu.

"Ayasofya'nın ruhunu yeniden ihya etmek mühim olan"

Panelistlerden Mehmet Görmez, "Bu insanlık tarihinin büyük tevhit mabedini, bu fethin nişanesini 86 yıl ayaklarla basılan bir turizm nesnesi olmaktan çıkarıp müminlerin alınlarını zemininde secdeyle buluşturmasına vesile olan saygıdeğer Cumhurbaşkanımıza ve katkıda bulunan herkese teşekkür etmeyi, Ayasofya'nın mihrabının ve minberinin bize öğrettiği bir vefa borcu olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum." diyerek sözlerine başladı.

Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya'yı ganimet olarak değil büyük bir emanet olarak gördüğünün altını çizen Prof. Dr. Görmez, "Milletimiz de onu büyük bir emanet olarak alıp geliştirdi. Biz millet, tarih ve medeniyet olarak bu emaneti sadece kullanmadık, biz bu emanetle konuştuk. Bu emanetle konuşmamızdan Süleymaniye, Selimiye doğdu, Sultanahmet Külliyesi doğdu. Bu emaneti geleceğe taşımak, bu emanetle konuşmaya devam etmek hepimizin vazifesi." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Görmez, 2010 yılında Diyanet bİşleri Başkanlığı görevine geldiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilk sohbetlerinin Ayasofya üzerine olduğunu, Ayasofya'nın açılış hazırlıklarının zihinlerde 10 yıl sürdüğünü belirtti.

Ayasofya'nın sadece bir mabet olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Görmez, "Sadece namaz kılınan bir cami olarak kalırsa Ayasofya'ya haksızlık yapmış oluruz. Allah rızası için Sultanahmet ve Ayasofya'yı ziyaret ettiğinizde bu çevreleri, çevreyi bir dolaşınız. Burada kaç medrese vardı, kaç vakıf eseri, imarethane, şifahane, yetimler evi, yurdu vardı?" dedi.

Prof. Dr. Görmez, "Ayasofya'nın müzeye dönüşmesinin bu topraklarda herhangi bir zihnin bilinçli davranışı olarak kabul edemem, etmiyorum. Ama içinde bulunan zor şartların insanları getirdiği bir nokta olabilir diye düşünüyorum. Yoksa bu hafızayı reddeden bir iradenin bu topraklara ait olacağını düşünemem. O zorluklar insanları buna icbar etmiş olabilir." değerlendirmelerinde bulundu.

Ayasofya'nın yeniden ibadete açılışının bir vesile olduğunu kaydeden Prof. Dr. Görmez, "Ayasofya'nın ruhunu yeniden ihya etmek mühim olan. Ayasofya'nın sadece ibadet ruhunu değil ilim, hikmet, marifet ruhunu, şehre hayat veren boyutlarını ihya edersek bu emanetin hakkını vermiş oluruz. Bu emanetin hakkını vermeyi bizlere Cenab-ı Hak nasip etsin." sözleriyle konuşmasını tamamladı.

"Ayasofya, fethin, bir devrin bittiğinin sembolüdür"

Panelist Tufan Gündüz ise Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının Türk İslam hukuku açısından önemini anlattı.

Ayasofya'nın katolik dünyası için önemli bir eser olduğunu belirten Gündüz, "İlk kuruluş yıllarında İstanbul henüz Katoliktir. Sonra Ortodoks dünyasının yani Doğu Hristiyanlığının temsilcisi durumuna gelmiştir. 1204'te Latinler İstanbul'u işgal ettiğinde bu sefer kilise Katolik kilisesi hâline getirilmiştir. Yani Ayasofya'nın böyle bir kaderinde de bir dönüşüm sürekli vardır. Fakat Müslümanlar İstanbul'a geldiğinde bu değişimlerin sonuncusu yaşanmıştır. Yani aslında Ayasofya'nın ibadethane özelliği hiç değişmemiştir." ifadelerini kullandı.

Gündüz, Fatih Sultan Mehmet'in Ayasofya'da ilk ezanı okuttuğunda "Evet, Ayasofya'nın sahibi, İstanbul'un sahibi biziz" diyebildiğini anlatarak İstanbul fethedildiğinde Ayasofya'nın yıkılmaya yüz tutmuş durumda olduğunu söyledi.

Ayasofya'da geçmişten bugüne yapılan çalışmaları detaylarıyla anlatan Gündüz, "Osmanlılar sürekli yapıyı ayakta tutmaya, sağlam tutmaya, temiz tutmaya gayret etmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet'in o meşhur vakfiyesi sadece bir vakfiye değildir. O aynı zamanda Ayasofya'nın nasıl yaşaması gerektiği yönünde bir adamadır. " dedi.

Gündüz, "Ayasofya 1453'ten beri ibadethane olma özelliğini devam ettirmektedir. Fethin sembolüdür, bir devrin bittiğinin sembolüdür. Önce Osmanlı Devleti'nin sonra da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğinin sembollerinden biridir." şeklinde konuştu.