“Belirsizliklerin Yönetilmesinde Stratejik İletişim” paneli düzenlendi

“Belirsizliklerin Yönetilmesinde Stratejik İletişim” paneli düzenlendi

Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026 kapsamında "Belirsizliklerin Yönetilmesinde Stratejik İletişim" paneli düzenlendi.

Al Jazeera İngilizce Televizyonu Kıdemli Muhabiri Resul Serdar Ateş'in moderatörlüğünde düzenlenen panele, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı New York Ofisi Direktörü Jamil Ahmad, TÜBİTAK Bilim Diplomasisi ve Arabuluculuk Alanında Misafir Seçkin Profesör Nancy Snow, Middle East Eye Kurucu Ortağı ve Eş-Editörü David Hearst katıldı.

AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, AA ile Al Jazeera'nın Gazze'deki soykırım sürecinde ilkeli bir gazetecilik sergilediğini ve çok ağır bedeller ödediğini belirtti.

Gazze'de yaşananların bir çatışmadan daha fazlası olduğunu, bunun açık bir soykırım olduğunu vurgulayan Karagöz, "Gazze soykırımı sırasında Anadolu Ajansı iki meslektaşını kaybetti, Al Jazeera ise 14 meslektaşını. Maalesef Netanyahu hükûmeti tarafından öldürüldüler. Bu, iyi gazetecilik için ödenen çok ağır bir bedel." dedi.

Gazze'de yaşananlar için "Bu bir çatışmadan daha fazlası; bu açık bir soykırımdır." ifadelerini kullanan Karagöz, "Ekim 2023'ten bu yana 70 binden fazla insan öldürüldü ve yaklaşık 200 bin kişi yaralandı. Rakamlardan bahsettiğimizde aslında gerçek kişilerden bahsediyoruz: anneler, çocuklar, nineler, dedeler. Tüm ailelerden bahsediyoruz. Gazze'de öldürülenlerin üçte ikisi çocuk ve kadın. Hiçbir ayrım gözetmeksizin insanları öldürüyorlar." diye konuştu.

Karagöz, Gazze'nin tamamen yıkıma uğradığını belirterek, bölgenin yüzde 88'inin hasar gördüğünü, evlerin yüzde 92'sinin yok olduğunu ve Gazze'de "neredeyse ayakta kalan konut kalmadığını" ifade etti.

Gazze'deki mezarlıkların dahi yıkıldığını aktaran Karagöz, tarihin silindiğini, ailelerin yok edildiğini ve bir şehrin mezarlıklarıyla birlikte haritadan silinmeye çalışıldığını söyledi.

Küresel medyanın bu durum karşısında dengesiz olduğunu vurgulayan Karagöz, "Bu açık bir dengesizliktir. Habercilikte dengesizlik, gazetecilikte dengesizlik. İlginç bir çalışma var; Le Monde, BBC, Der Spiegel, The New York Times gibi mecralardan 50 bin haber makalesini analiz ettiler. İsrail anlatısı önemli ölçüde daha sık yer alıyor. Bu sürpriz değil. Dahası, New York Times başlıklarını kontrol ettiklerinde: 2023'ten 2025'e kadar 'İsrailliler'den yaklaşık bin 900 kez bahsedilirken, 'Filistinliler' yaklaşık 10 kez geçmiş. Filistin'den bahsetmek istemiyorlar. Bu başka bir stratejik ve editoryal seçimdir. 'Gazze' diyorlar ama 'Filistin' demek istemiyorlar." ifadelerini kullandı.

Çifte standardın giderek derinleştiğini ve meselenin özünde dil kullanımının yer aldığını belirten Karagöz, İsrail saldırdığında kullanılan dilin son derece net olduğunu, "Hamas saldırısı", "militan" ve "katliam" gibi doğrudan ve spesifik ifadelerin tercih edildiğini söyledi.

“Bir krize yanıtımız iyi planlanmış olmalı”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, stratejik anlatının gerçeklik ve etik ilkelerle çelişmek zorunda olmadığını, aksine bunların birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Pirinççi, "Türkiye İletişim Başkanlığı olarak, gerçeği savunurken aynı zamanda güçlü, tutarlı ve proaktif bir stratejik iletişim veya proaktif bir anlatı inşa etmeye çalışıyoruz. Çünkü özellikle son derece kutuplaşmış kriz zamanlarında halk daha savunmasız, daha hassas hâle geliyor. Bu yüzden iletişimi toplumun tüm kesimleri için daha kapsayıcı, daha dengeli ve daha duyarlı hâle getirmeye çalışıyoruz." dedi.

Krize müdahalede en önemli dengenin hız ile koordinasyon arasında kurulduğunu vurgulayan Pirinççi, "Bir krize yanıt vermek için hızlı ama aynı zamanda doğru ve isabetli olmalıyız. Ve bu oyunda tek aktör biz değiliz. Birçok aktörümüz var. Örneğin Türkiye'nin konumunda, askerî veya sosyal içerikli bir olay birçok bakanlığı, valiliği ve benzer kurumları ilgilendiriyor. Bu nedenle koordinasyonu mümkün olduğunca sağlamalıyız, yanıtımızda mümkün olduğunca hızlı olmalıyız. Dolayısıyla bu; iyi yapılandırılmış, iyi koordine edilmiş ve iyi planlanmış bir yanıt olmalıdır." diye konuştu.

Pirinççi, ABD-İsrail’in İran'a saldırısı öncesinde ve savaşın ilk aşamalarında Türkiye'ye yönelik olası mülteci akını konusunda kamuoyunda endişe oluştuğunu, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere ilgili bakanlıklar ve valiliklerle koordinasyon mekanizması kurduklarını anlattı.

Sınır bölgesinde gazetecilerin çalışmalarını kolaylaştırdıklarını belirten Pirinççi, Van Başkale sınır kapısında üç yüzden fazla uluslararası ve Türk gazetecinin bulunduğunu ifade ederek, günlük geçiş verilerinin kamuoyuyla paylaşılması sayesinde olası göç dalgasına ilişkin kaygıların giderildiğini söyledi.

Devlet kurumlarının kamuoyunu etkilemekten çok bilgilendirmesi gerektiğini vurgulayan Pirinççi, bilgi eksikliğinin dezenformasyona alan açtığını söyledi.

İletişim Başkanlığının standart uygulama prosedürleri ve erken uyarı sistemleri bulunduğunu aktaran Pirinççi, sosyal medya platformlarında yapay zekâ destekli izleme mekanizmaları kullandıklarını, yerel olayların şehir ve ülke genelindeki etkilerini analiz ederek reaktif değil, önleyici bir yaklaşım benimsediklerini kaydetti.

Pirinççi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının Münih Güvenlik Konferansı ve SETA ile ortak bir etkinlik düzenleyeceğini belirterek, NATO'nun bu yıl kamu diplomasisi forumunu gerçekleştirmeyecek olması nedeniyle zirveyle eş zamanlı alternatif bir kamu diplomasisi forumunun hayata geçirileceğini söyledi.

İletişim Başkanlığının yalnızca Türkiye'de değil, farklı NATO ülkelerinde de çeşitli etkinlikler planladığını aktaran Pirinççi, bu başlığın kurumun gündeminde bulunduğunu ve hazırlıkların şimdiden yapıldığını ifade etti.

⁠⁠Stratejik iletişim, çevre diplomasisi ve küresel bilgi ekosisteminde dönüşüm öne çıktı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı New York Ofisi Direktörü Jamil Ahmad ise çevre ve iklim krizine karşı mücadelenin aciliyet taşıdığına ve etkili bir iletişim yaklaşımının da kritik olduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler'in iletişimi çok katmanlı bir stratejik ekosistem üzerinden yürüttüğünü belirten Ahmad, bu yapının bilimsel kanıt üretiminden politika geliştirmeye, oradan da kamuoyunun bilgilendirilmesine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını söyledi.

TÜBİTAK Bilim Diplomasisi ve Arabuluculuk Alanında Misafir Seçkin Profesör Nancy Snow, günümüzde "bilgi", "propaganda" ve "gerçeklik" arasındaki sınırların giderek daha karmaşık hâle geldiğini söyledi.

Günümüzde medya ortamının dönüşümüne değinen Snow, özellikle sosyal medya ve kısa format içeriklerin küresel algı üzerindeki etkisine işaret ederek, bazı genç aktörlerin dijital platformları kullanarak geleneksel siyasi iletişim kalıplarını etkileyebildiğini söyledi.

Devletlerin kamu diplomasisine büyük yatırımlar yaptığını belirten Snow, buna rağmen liderlerin doğrudan iletişimlerinin küresel bilgi akışında baskın hâle geldiğini, bu durumun da karşı anlatı üretimini hem kolaylaştırdığını hem de dönüştürdüğünü ifade etti.