Ankara'da, Başkanlığımızın ev sahipliğinde, "Medya Perspektifinden Çatışma Bölgelerinde Türkiye'nin Rolü" Paneli düzenlendi.
İletişim Başkanlığı Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanı Kasım İleri'nin moderatörlüğünü yaptığı panelde TRT Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Görmez, Anadolu Ajansı (AA) Dış Haberler Koordinatörü Ogün Duru, gazeteciler Mete Çubukçu, İbrahim Nassır, Ghida Fakhry ve Rena Netjes, konuşmacı olarak yer aldı.
TRT Genel Müdür Yardımcısı Görmez, İsrail tarafından Gazze'de şu ana kadar 300'e yakın meslektaşının şehit edildiğini belirterek, dün yayımlanan 2025 raporunda son bir yılda 120'ye yakın gazetecinin öldürüldüğünün belirlendiğini ve üçte ikisinin İsrail ordusu tarafından öldürüldüğünü söyledi.
Eskiden "press" yazılı yeleklerin gazeteciler için çatışma alanlarında koruma kalkanı olduğunu anlatan Görmez, "Artık bizleri hedef hâline getiren bir detay olmaya başladı maalesef." dedi.
Görmez, deneyimli gazetecilerin çok büyük bir kısmının şehit edildiğini belirterek, Gazze'de üniversite öğrencileri ya da sivil olarak benzer işleri yapan kişilerden haber almaya başladıklarını söyledi.
"Önemli olan hakikate yakın haber yapabilmek, mazlumla katili ayırt edebilmek"
Gazeteci Çubukçu, çatışmalarda görev almanın fiziksel zorluklarının yanı sıra bu durumlarda haber dilini kurmanın önemine dikkati çekti.
Gazetecilerin aktivist olmadıklarını ama belli konularda nasıl yaklaşılacağının önemli olduğunun altını çizen Çubukçu, haberde nefreti körükleyen dil ve sıfat kullanımından kaçınılması gerektiğine inandığını söyledi.
Çubukçu, Bosna Hersek’te savaş zamanında görev aldığı anları ve çalışmalarını paylaştı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin nereye giderse gitsin bütün kesimlerin takdirini kazandığını vurgulayan Çubukçu, "Ben mesela Bosna’da Sırplardan takdir kazandığını gördüm. Türk askeri, gittiği yere savaşmak için gitmiyor. İnsani meseleleri önceliyor, oradaki hayatı normalleştirmek için çaba harcıyor.” diye konuştu.
Suriye'de Türkiye'nin rolü
Gazeteci Netjes de Orta Doğu'da çatışmalar sırasında görev aldığını belirterek, Batı medyasında yayımlanan haberlerin sahada yaşananlardan farklı olduğuna işaret etti.
Suriye'de bulunduğu dönemde Deyrizor'da, Rakka'da Arapların köylerinden ve kasabalarından kovulduğunu anlatan Netjes, olayların Afrin'de terör örgütü YPG'nin bölgedeki Arapları, Türkmenleri yerinden etmesiyle başladığını söyledi.
Netjes, bölgede Türklerin müdahalesinin beklendiğini, insanlar tarafından bunun istendiğini vurgulayarak, Fırat Kalkanı Operasyonu'yla bunun başladığını dile getirdi.
Türkiye'nin bölgeye müdahil olmasından insanların müteşekkir olduğunu ancak Batı medyasının buna yer vermediğini anlatan Netjes, "Türkiye olmasaydı Esad, bu bölgeyi kontrol edecekti, 1 milyon mülteci daha gelecekti belki Türkiye'ye." dedi.
Netjes, YPG'nin Afrin'den çıkarken birçok noktaya patlayıcı yerleştirdiğini, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğini ve bunlara da Batı medyasında yer verilmediğini söyledi.
"Türkiye, her zamankinden çok daha büyük uluslararası ilgiye mazhar"
Anadolu Ajansı Dış Haberler Koordinatörü Duru, son yıllarda Türkiye'nin her zamankinden çok daha büyük uluslararası ilgiye mazhar olduğunu belirterek, "Türkiye'nin bir taraftan çatışma ve kriz bölgelerine komşu olması, komşu olmadıklarında da nüfuz sahibi olması, dünya kamuoyunun ilgisini adeta kırbaçlıyor." yorumunu yaptı.
Türkiye hakkındaki bilgi ve perspektif ihtiyacının dezenformasyondan arındırılarak doğru, kesintisiz ve hızlı şekilde aktarılmasında Türk medyasından giderek daha fazla istifade edildiğini ve bunun efor testi niteliğinde olduğunu dile getiren Duru, "Türk medyası için mesele, dünyada olup bitenleri kendi ulusal mecrasına aktarmanın çok ötesine geçmiş durumda." dedi.
İsrail'in Gazze'deki soykırımı
Medyanın, büyük güçlerin siyasi hesaplar uğruna görmezden gelmeye çalıştığı saha gerçeklerinin yanı sıra uluslararası akım ve vicdanı işlemede anahtar role sahip olduğunu vurgulayan Duru, medyanın hakikatleri belgeleriyle göstermesinin faillerin cüretini sınırlandırmada ve gelecekte yeni katliamların ortaya çıkmasının önlenmesinde önemli rol oynadığını vurguladı.
"Türk medyası, Sudan'daki gerilimin tırmanmaması için barışçıl dil kullandı"
Gazeteci Nassır da Afrika'da gaddarca çatışmalara tanıklık edildiğini belirterek, Türkiye gibi bazı medya aktörlerinin uluslararası alandaki rolüne değindi.
Bu medya kurumlarından Anadolu Ajansı ve TRT'nin hakikati ortaya çıkarmak ve bazı meselelerin anlaşılması için haberler yaptığını belirten Nassır, Sudan'da insanların mağdur olduğunu, savaşta hayatını kaybettiğini hatırlattı.
"Bunların hepsi bir iç savaş olarak lanse ediliyordu." diyen Nassır, Türk medyasının Sudan'daki savaşın geriliminin tırmanmaması için barışçıl dil kullandığının altını çizdi.
Türk medyasında Sudan'daki durumu Sudanlıların anlattığını, bu duruma evrildiğini dile getiren Nassır, Anadolu Ajansının yayımladığı Sudan meselesiyle ilgili haritayla bütün denklemlerin değiştiğini vurguladı.
Batı medyasının yalanlar üzerine inşası
Gazeteci Fakhry, 1990'lı yılların sonunda Irak konusunda kitlesel imha silahlarıyla ilgili denetlemelerin olduğunu ve o dönemdeki genel sekreterle arabuluculuk süreci için Bağdat'a gittiklerini anlatan Fakhry, "Ve bu, bana Batı medyasının anlatısının ne kadar hatalı varsayımlar hatta bazı durumlarda düpedüz yalanlar üzerine inşa edildiğini gösterdi." dedi.
Irak'a saldırılmasının aslında "yasa dışı" olduğuna dikkati çeken Fakhry, Irak'ın işgalinin ardından 2003 yazında da gazeteci grubuyla Irak'a gittiğini söyledi.
Fakhry, gazetecilere neden Irak'ta inşa edilen hastaneleri ve okulları haberleştirmediklerinin sorulduğunu aktararak, her gün patlamaların olduğunu ve bunların öne çıkarılması gerektiğini söylediklerini belirtti.