Erdoğan: “Aşı milliyetçiliği insanlık adına yüz kızartıcıdır”

Erdoğan: “Aşı milliyetçiliği insanlık adına yüz kızartıcıdır”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 76. Genel Kurul’unda yaptığı konuşmada, daha güçlü bir genel kurulun, dünya sorunlarına daha etkili davranma imkanı bulacağını belirtti.

Erdoğan konuşmasında az gelişmiş ülkeler ve yoksul toplumların salgın karşısında kaderlerine terk edildiğine işaret ederek Dünya Sağlık Örgütünün güçlendirilmesini istedi.

Aşı milliyetçiliğini kınayan Erdoğan, “Sadece uluslararası dayanışma ve iş birliği ile Korona salgını ile mücadele edilebilir, hiçbir ülke tek başına bu konuda başarılı olamaz. On milyonlarca insanın virüsün pençesinde kıvrandığı bir dönemde aşı milliyetçiliğinin sürmesi, insanlık adına yüz kızartıcıdır.” dedi.

İlk Korona aşısını bulan iki bilim insanının Türk asıllı olduğuna işaret eden Erdoğan, “Türkiye yakında tüm insanlığa Türkovac aşısını sunacak.” dedi.

BM Genel Kurul’undaki konuşmasında dünya ve bölgenin farklı konularına işaret eden Erdoğan, iklim değişikliği konusuna da değinerek “Türkiye, Paris Anlaşması’nı imzalayan ilk ülkelerden biriydi. Bu anlaşma önümüzdeki ay onaylanmak üzere Meclis’e sunulacak.” dedi.

Afganistan’da barış, istikrar ve güvenliğin sağlanmasını isteyen Erdoğan, “Türkiye bu zor günlerde Afgan halkına karşı kardeşlik görevini yerine getiriyor. Dünya Afganistan ve Suriye’den kaçan mülteci krizine hala bir çözüm bulamadı.” dedi.

İklim değişikliği sebebiyle göçün artabileceği uyarısında bulunan Erdoğan, iklim değişikliğinin ülkeler ve insanlar arasında bir ayrım yapmayacağını ve herkesin bundan zarar göreceğini belirtti.

Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye (Suriyeliler dışında) farklı statüde bir milyondan fazla göçmene ev sahipliği yapıyor. Afganistan’daki gelişmelere binaen son günlerde biz de bu ülkeden göç akını olasılığıyla karşı karşıyayız. Artık yeni göç dalgalarını karşılamaya ne imkanımız ne de tahammülümüz var. Türkiye, Suriye krizinde insanlık onurunu korudu. Türkiye ayrıca Putin hükümeti tarafından Kırım Yarımadası’nın Rusya’ya ilhakını resmen tanımıyor.”

Suriye meselesine de değinen Erdoğan, “Ankara, kara kuvvetleriyle doğrudan DEAŞ ile savaşan tek NATO üyesidir. Uluslararası toplum Suriye krizinin on yıl daha sürmesine izin veremez. On yıl boyunca tüm dünyanın gözü önünde Suriye’de insanlık trajedisi yaşandı. Biz, BM Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı kararı gereğince bu sorunun siyasi çözümü için daha güçlü irade ortaya konulması gerektiğini vurguladık. Uzun süren kriz, yüz binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin mülteci olmasına neden oldu. Suriye 2011 yılının başından beri yoğun iç savaş ile boğuşuyor. Yıllardır Türkiye, Astana süreci ve Rusya ile müzakereler gibi farklı konularda Suriye krizinin çözümü ve sorunun dinmesi için çabaladı. Türkiye, dört milyon Suriyeliyi kabul ettiği gibi askerlerini de bölgeyi gözyaşı ve kana bulayacaklarını söyleyen terör örgütleriyle savaşmak için gönderdi. Bölgenin terör örgütleri ve DEAŞ ile mücadelenin yanında Türk ordusu, Suriye’nin kuzey sınır bölgelerinde PKK terör örgütünün kolları tarafından etnik temizlik ve kıyımı önledi.” dedi.

Rusya ile gerilimi azaltma bölgesi konusunda anlaşmaya vardıklarını da vurgulayan Erdoğan, “Benzer şekilde İdlib'deki varlığımız sayesinde milyonlarca insanın hem canını kurtardık hem yerinden edilmesini önledik.” dedi.

Türkiye sınırı yakınında Suriye’nin bölgelerinde terör tehdidine de işaret eden Erdoğan, “Bölgedeki terör örgütleri arasında ayrım yapılmasının, bunların taşeron olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu  tekrar ifade ediyorum.” dedi.

Libya konusuna da değinen Erdoğan, Ankara’nın, Ulusal Birlik Hükümetini ve zamanında seçimlerin yapılmasını desteklediğini belirtti.

İsrail ve Filistin meselesine işaret eden Erdoğan, yasa dışı yerleşim, işgal ve ilhak gibi girişimlere karşı olduklarını vurgulayarak, “Bu düşmanlık çözülmeden Orta Doğu’ya kalıcı bir barış ve istikrar gelemez. İki devletli çözüm vizyonu yeniden canlandırılmalıdır. 1967 temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin kurulması öncelikli hedeflerimiz arasında yerini koruyor.” dedi.

Çin konusunda Erdoğan, bu ülkede yaşayan Müslüman Uygur Türklerinin temel haklarının korunmasını istedi.

Keşmir meselesinin taraflar arası diyalog ile ve BM kararlarına uyularak çözülmesini isteyen Erdoğan, Bangladeş’ten Myanmar’dan kaçarak Rohingya’ya sığınan mültecilerin durumu ile ilgilenmesini istedi.

Kıbrıs meselesine de değinen Erdoğan, Ada’daki Türk toplumunun egemen haklarına dikkat edilmesini isteyerek “Kıbrıs Adası’ndaki halklardan sadece birinin lideri BM’de konuşma yapması adil değildir.” dedi.

Doğu Akdeniz bölgesinde barışın sürmesini isteyen Erdoğan, “Doğu Akdeniz'de en uzun kıyıya sahip Türkiye'yi bölgede ‘yok sayan’ anlayıştan vazgeçilmeli. Ege Denizi’ndeki ihtilaflar da ikili müzakereler yoluyla çözülmeli. Ankara AB üyeliğini istiyor.” dedi.

Konuşmasının sonunda Erdoğan, “Yeryüzüne en fazla zararı veren ve doğal kaynaklarını vahşice kullananlar iklim değişikliği ile mücadelede en fazla paya sahip olmalı. Her türlü sorun, kriz veya uluslararası çağrıya tepkisiz kalmayan Türkiye, iklim değişikliği ve çevre koruması ile ilgili konularda görevini de yerine getirecektir.” dedi.