Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun: Gerçeği İsrail’in yüzüne haykırmaya devam edeceğiz”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun: Gerçeği İsrail’in yüzüne haykırmaya devam edeceğiz”

Türkiye Cumhuriyeti'nin tutumunu temsil eden önde gelen isimlerden biri de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun. Altun, 1976 yılında Almanya'da doğdu ve diğerlerinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi İletişim Bölüm Başkanı, SETA İstanbul Genel Koordinatörü (Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı) ve SETA Genel Koordinatör Yardımcısı olarak görev yaptı. Türkiye'nin önde gelen medya organları için köşe yazıları yazdı, yayınevlerinde editör olarak çalıştı ve Türk devlet televizyonu için programlar hazırladı. “The Theory of Modernization” kitabının yazarı Altun, bu kez Saraybosna dergisi Stav için Türkiye’nin yanı sıra Gazze’deki son olayları, 1915 olaylarını, Irak’ı ve diğer konular hakkında konuştu.

SORU: En sıcak gündem maddesi olarak İsrail’in Filistin’e yönelik son saldırılarıyla başlayalım. Filistin’deki Müslümanlara baskı ve işgal uygulamalarıyla yıllardır zulmeden İsrail, Kadir Gecesi’nde Mescid-i Aksa’ya da kabul edilemez şekilde saldırdı. Ardından Gazze başta olmak üzere Filistin şehirlerini bombaladı. Bu saldırıyla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

PROF. DR. FAHRETTİN ALTUN: Hiçbir insani ve kutsal değeri tanımayan İsrail, terör devleti olduğunu bir kez daha gösterdi. Müslümanlar için mübarek bir ayda, Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da ve Gazze’de Filistinli kardeşlerimize alçakça saldırılar gerçekleştirdi. Aralarında çok sayıda çocuğun da olduğu yüzlerce Filistinli şehit oldu. Yüreğimizi dağlayan, bayram sevincimize gölge düşüren bu fütursuz saldırıları bir kez daha lanetliyorum.

İsrail terörünün oluşturduğu bu vahşet tablosu karşısında öfkelendik, büyük üzüntü duyduk ama elbette elimiz kolumuz bağlı durmadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, yıllardır Filistin’in haklı davasının en önde gelen savunucusu ve destekçisi olmuştur. Bu son saldırılar karşısında da ilk andan itibaren tepkimizi en sert şekilde ortaya koyduk. Bu duruşumuzu hem devlet hem de millet olarak her düzeyde kararlı bir şekilde devam ettiriyoruz. İsrail’in saldırılarına karşı Filistin’e destek olmak için Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere, ilgili tüm uluslararası kurumları harekete geçirmek üzere çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız şimdiye kadar Filistin’den Rusya’ya, Katar’dan Pakistan’a, Kuveyt’ten Cezayir’e 19’dan fazla ülke lideriyle telefonda görüşerek Filistin için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Saldırıların bir an önce durdurulması, İsrail’e güçlü bir ders ve caydırıcı bir tepki verilmesi için birlikte hareket etmeye davet etti. İsrail’in bu hukuk tanımaz tavrının son bulması için ne gerekiyorsa yapacağız. Mücadelemiz Filistin tam anlamıyla özgürlüğüne kavuşana kadar sürecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın “Dünya 5’ten büyüktür” manifestosuyla dünyadaki zulüm düzeninin en büyük aktörü İsrail’in ve destekçilerinin yüzüne gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.

SORU: Diğer taraftan, nisan ayının son haftasında 1915 olaylarına ilişkin yine bir gündem oluştu. ABD Başkanı Biden’ın açıklamaları hakkındaki görüşünüz nedir? Biden bu adımı neden attı?

ALTUN: ABD Başkanı Joe Biden, 1915 olaylarına dair tarihi gerçeklerden uzak, mesnetsiz, hakikate aykırı ifadeler kullandı. Tarihi olayları çarpıtarak siyasi rant elde etme girişimlerinin bizim nezdimizde hiçbir itibarı yoktur. Biden’ın ikili ilişkilerimizi yıpratan, müttefikliğe yakışmayan ifadelerini iç siyasi hesaplar, lobilerin baskısıyla kullandığını çok iyi biliyoruz. Ermeni diasporasının mesnetsiz iftiralarına destek mahiyetindeki bu ifadelerinin hadsiz, hukuksuz ve geçersiz olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu talihsiz açıklama, Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı da üzmüştür. Nitekim, Türkiye Ermenileri Patriği Sayın SahakMaşalyan ve Ermeni Vakıfları Birliği Başkanı Sayın Bedros Şirinoğlu, ABD, AB ve diğer bazı ülkelerin alevlendirmeye çalıştığı bu tartışmaların iyi niyetten uzak olduğunu belirterek asırlardır bu topraklarda barış içinde yaşadıklarını açıkça ifade etmiştir.

Türk milletinin tarihinde vicdanları karartacak, alnımıza leke olacak bir olay bulamazsınız. Ancak bize bu ithamları yöneltenlerin tarihine bakıldığında hepsinin de insanlık suçlarıyla anıldığına şahit olacaksınız. Türkiye bu konuda da kendine güveniyor. Uzun yıllardır arşivlerimizi tarihçilere, araştırmacılara açabileceğimizi gür bir sesle dile getiriyoruz. Ancak mesnetsiz Ermeni iddialarını savunanlar bu çağrımıza icabet etme cesaretini gösteremiyor. Esasında Türkiye’nin bu çağrısına kayıtsız kalan Batı, Ermeni meselesindeki tutumuyla da riyakarlığını ve çifte standardını ortaya koyuyor.

SORU: Gerçekte 1915 olaylarının arkasında ne var? Ne oldu? Neden Ermenilerin böyle bir iddiası var?

ALTUN: 24 Nisan 1915 tarihi aslında, Osmanlı Devleti savaş halindeyken, düşmanlarıyla bir olup içerde bölücü faaliyetlerde bulunan Taşnak, Hınçak ve Ramgavar gibi Ermeni örgütlerin kapatılıp, 235 yöneticisinin tutuklandığı gündür. Bu tarihte ne sevk ve iskan kanunu ne de bir can kaybı söz konusu olmuştur. Sevk ve iskân kanunu 27 Mayıs’ta çıkartılmış, 1 Haziran’da da uygulamasına geçilmiştir. Yapılan işlem muhtemel bir isyana ve Ermeni çetelerin Anadolu’daki savunmasız Müslüman halka yönelik katliamlarını önlemeye yönelik bir tedbirdir. Bu tarihe kadar da zaten Ermeni çeteler binlerce Müslüman Türk ve Kürt katletmişti. Ermeni çeteler, Anadolu’da savunmasız sivil Türkleri ve Kürtleri, Kafkasya tarafında da Çerkez’leri katletmişlerdir. Ermeni çetecilerin yaptıkları katliamları övünerek anlattığı pek çok belge de arşivlerde bulunmaktadır. Türkiye olarak belge ve bilgiler ışığında konuşurken, politikamızı belirlerken, aynı tavrı iddia sahiplerinden de beklemekteyiz. Arşivimizde konuyla ilgili 1 milyonun üzerinde belge ve bilgi var.

Ermenilere yönelik yer değiştirme işlemi sırasında dönemin şartlarından kaynaklı salgın hastalıklar, asayiş sorunları baş göstermiştir. Bu nedenlerin yanı sıra güvenlik güçleriyle de çatışarak hayatını kaybedenler olmuştur. Asla iddia edildiği gibi bir soykırım söz konusu olmamıştır.

SORU: Osmanlı döneminde Ermeni vatandaşların durumu neydi? Pozisyonları…

ALTUN: Anadolu, Osmanlı döneminde, öncesinde ve bugün de farklı kökenden ve inançtan insanların huzur içinde yaşadığı bir coğrafyadır. Tüm halklar gibi Ermeniler de bu coğrafya da dini özgürlüklerini sonuna kadar kullanmışlardır. Osmanlı devlet yönetiminde Ermeni tebaadan çok sayıda kişi sayabiliriz. Ancak Osmanlı Devleti’nin sağladığı onca imkana, makama rağmen Ermeniler, Batılıların cesaretlendirdiği azınlıkların ayaklanmaları sırasında Çarlık Rusya’dan aldıkları cesaretle çeteleşmişler ve Osmanlı Devleti sınırlarında Müslüman halka yönelik katliama girişmişlerdir.

Bugün Anadolu’nun pek çok yerinde Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türk ve Kürtlerin toplu mezarlarına rastlarken, Anadolu sınırları içerisinde bir tane bile Ermeni toplu mezarı bulamazsınız.

Ermeniler, Osmanlı döneminde belki de tarihlerindeki en huzurlu, rahat, refahlı günleri yaşamışlardır. Bugün bile kendi ülkelerinde bulamayacakları huzuru, refahı bizim ecdadımız onlara sağlamıştır. Buna dayanak olarak da şu anda bile Türkiye’de yaşayan Ermenileri gösterebiliriz. Hiçbiri Türkiye’den ayrılmak istemiyor, Ermenistan’a gitmek istemiyor.

SORU: Bu konuların araştırılması için Türkiye'nin uzun yıllardır arşivlerle ilgili bir teklifi var. Nedir bu teklif ve neden hiç gerçekleştirilemedi?

ALTUN: Bugün asırlardır barış içinde beraberce yaşamış Türk ve Ermeni halklarının geçmişinden, yalan ve çarpıtmalarla husumetler çıkarmaya çalışan odaklarla karşı karşıyayız. Türkiye olarak hakikatin ortaya çıkması ve bu hakikatin iyiliğe, insanlığa, barışa hizmet etmesi için arşivlerimizi açma teklifinde bulunduk. Konunun siyasetten uzak, ideolojik zeminden bağımsız, sadece barışa ve insanlığa hizmet amacıyla bağımsız tarihçiler tarafından araştırılması teklifimiz hala geçerlidir.

Daha önce de ifade ettiğim gibi; bizim hakikate ulaşma isteğimiz siyasal bir kazanım için değil, hakikatin kendisi içindir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da hakikatten ve tezlerimizden o kadar emin ki konunun araştırılması için samimi adımlar attı. Her fırsatta arşivlerimizin tarihçi ve araştırmacılara açık olduğunu vurguladı. Kendisi, hakikatin verdiği özgüvenle 2005 yılından bu yana da hayatını kaybeden Ermeniler için taziye mesajı yayımlıyor.

Gerçekle irtibatı olmayan, sadece siyasi hesaplarla kurgulanan bu iddiaların araştırılmasından kimler rahatsız oluyor? Bu iddialardan beslenen lobiler, bölge halkının barış içinde yaşamasından rahatsız olan emperyalist güçler…

Biz, arşivlerdeki araştırmayı neden kabul etmediklerini de biliyoruz. Ama ne olursa olsun hakikat için çalışmaya, Ermeni tezlerini bir bir çürütmeye devam edeceğiz. Düzenlediğimiz uluslararası konferanslarla, yaptığımız çalışmalarla 1915 olaylarının bilimsel bir şekilde incelenerek tarihin doğru anlaşılmasına hizmet edeceğiz. Türkiye’nin arşivleri açıktır, barışa ve istikrara katkı sunmak isteyen herkese açıktır.

SORU: Türkiye Irak'ın kuzeyinde operasyonlar başlattı. Bu operasyonların hedefi nedir?

ALTUN: Türkiye’nin sınırları içinde ve dışında terör örgütlerine yönelik gerçekleştirdiği tüm operasyonların nihai hedefi ülkemizin güvenliği, vatandaşlarımızın huzuru ve bölgemizin istikrarıdır. Türkiye, 2015’ten itibaren terörle mücadelede yeni bir safhaya geçmiş ve tehdit unsurlarını inlerinde yok etmeye başlamıştır. Bu doğrultuda sınırlarımız içinde ve dışında terör örgütlerine yönelik operasyonlar başlatılmış ve terör örgütlerine ağır darbeler vurulmuştur.

Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım adı verdiğimiz son operasyonlarımız da yine bu doğrultuda Türkiye’ye yönelik terör tehditlerini bertaraf etmeye yöneliktir.

Türkiye güney sınırlarında kurulmaya çalışılan terör devletine asla izin vermeyecektir. Sınırlarımız içinde, dışında ve bölgemizde terör örgütlerine ve teröre asla müsaade etmeyeceğiz, terörün kökünü kazıyana kadar, uluslararası hukuktan doğan haklarımızı kullanarak bu eli kanlı teröristlerle, onların iplerini elinde tutanlarla mücadelemizi sürdüreceğiz. Operasyonlarımızda yerli ve milli silahlarımızı, mühimmatlarımızı kullanmamız da bizim için ayrı bir gurur vesilesidir.

SORU: Suriye'deki savaş sebebiyle Türkiye yıllardır milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmakta. Şimdiye kadar yapılanlar, harcananlar nedir?

ALTUN: Türkiye, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ve insani yardımlarda millî gelire oranda dünyanın bir numaralı ülkesidir.

Ülkemiz şu anda 3,7 milyonu Suriyeli olmak üzere, 5 milyona yakın yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarına hangi imkanları sağlıyorsa sığınmacılara da aynısını sağlamaktadır. Türkiye’nin kucak açtığı sığınmacıların çok azında sahip olan Batı ülkeleri onları sağlıksız, derme çatma barınaklara mahkum etmemektedir.

Türkiye’de eğitim çağındaki 685 bin Suriyeli çocuğa okul imkânı sağladık. Suriyeli çocukların okullaşma oranını, yüzde 30’dan yüzde 60’a çıkardık. Yaklaşık 35 bin Suriyelinin de Türkiye’de lisans ve lisansüstü eğitimi almasına imkan sunduk. Suriyeli ve diğer göçmen çocukların evlatlarımızla beraber aynı sınıflarda eğitim almasını temin ettik. Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla Suriyelilerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde Göçmen Sağlığı Merkezleri inşa ettik.

Suriyelilere yönelik entegrasyon faaliyetlerimiz de her alanda devam ediyor. Özellikle Suriyeli nüfusun yoğun olduğu illerimizde, sosyal ve kültürel etkinlikler icra ediyoruz. Ayrıca, Suriyelileri istihdam eden işverenlerin çalışma izin harçlarının düşürülmesi gibi yöntemlerle Suriyelilerin istihdamını teşvik ediyoruz. Her ilimizde mültecilere yönelik dil ve meslek edindirme kursları açtık. Bugün ülkemizdeki birçok Suriyeli artık kendi ayaklarının üzerinde durabilir konuma geldi. Suriyelilere insani yardım faaliyetlerimiz ise aralıksız devam ediyor. Birleşmiş Milletler kriterlerine göre Türkiye’nin şu an itibarıyla mülteciler için yaptığı harcama 40 milyar doları aşmış durumda.

SORU: AB'nin bu konuda Türkiye'ye destek sözü de vardı. Ne kadarı yerine getirildi?

ALTUN: Türkiye bugüne kadar Suriyeli mülteciler konusunda hep yalnız bırakılmıştır. Kendi milli varlıklarıyla 40 milyar doları aşan bir harcama yapan Türkiye’ye Avrupa Birliği sadece 3+3 milyar avro vermeyi taahhüt etmiştir ancak bu bile tam olarak yerine getirilmemiştir. Uluslararası toplum mülteciler konusunda Türkiye’yi yalnız bırakmıştır. Avrupa Birliği ve sözde müttefikimiz olan ülkeler mültecilerin siyasi ve insani sorumluluklarını paylaşmamaktadır.

Ülkemizdeki Suriyelileri, Suriye’nin kuzeyinde oluşturacağımız güvenli bölgeye yerleştirme çağrımıza bile olumlu yanıt alamadık ve Türkiye yaptığı askeri operasyonlara bölgeyi güvenli hale getirdi. Akabinde de buralar briket konutlar yaparak Suriyelilerin yerleşmesine olanak sağladı.

SORU: Türkiye şu an kabul ettiği mülteci sayısıyla bir insanlık dersi vermektedir. Ama öte yandan bazı kesimler Türkiye'ye bu konularda eleştiri yapmakta. Bu çelişki nasıl oluyor?

ALTUN: Batılı ülkelerin çelişkilerine, Türkiye’ye yönelik çifte standardına alıştığımız için artık bu konuda şaşkınlık yaşamıyoruz. Ülkelerine sayılı mülteci alan, aldıkları mültecileri bile eğitim ve mesleki durumlarına göre belirleyen Batılı ülkelerin, 5 milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’yi eleştirmesi bile bu ülkeler için sadece utanç vesilesi olacaktır.

SORU: Birçok kez başka ülkelerde yerel medyalarında Türkiye'ye, Türkiye'deki olaylara, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yer veriyorlar. Hatta seçim döneminde Türkçe manşetler atıyor, kongre salonlarının rezervasyonunu iptal ediyorlar. Ama Türkiye'yi başka ülkelerin seçimlerine karışmakla eleştiriyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ALTUN: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tüm dünya için adaletin, hakikatin bayraktarlığını yapmakta, mazlumların, kimsesizlerin sesi olmaktadır. Adaletsizliğin, zulüm düzeninin devamını isteyenler ise Sayın Cumhurbaşkanımızı kendilerine tehdit olarak görmektedir. Rahatsızlığın temelinde bu yatıyor. Bu nedenle de bütün imkanlarıyla saldırıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Dünyanın dört bir yanından mazlumların ve sağduyu sahibi insanların ülkemize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza besledikleri umudun, duydukları güvenin ve ettikleri duaların ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Bu sorumlulukla, kendisinin liderliğinde, tüm mazlumların yanında durmaya, uluslararası sistemi daha adil ve etkin bir yapıya kavuşturmaya ve hakikatin sesi olmaya var gücümüzle devam edeceğiz.

SORU: Türkiye neredeyse bütün sosyal medya mecralara Türkiye'de ofis açtırmayı başardı. Nasıl başardı ve bu bir ülke için neden önemli?

ALTUN: Türkiye her alanda olduğu gibi dijital dünyada da egemenlik haklarını koruyan, bunun için mücadele eden bir ülke. Küresel sosyal medya platformları ne yazık ki kendilerini devletten üstü görme alışkanlığı edinmişti. Fakat bu alışkanlıkları da ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor.

Bu sosyal medya platformlarının Türkiye ile ilgili konularda iddia ettikleri gibi demokrasi ve ifade özgürlüğü mecrası olmadıklarını yaşanan bazı olaylarla tecrübe ettik. Bu platformların terör örgütleri ve gayriahlaki gruplar için gösterdikleri toleransı milletimizin temsilcilerine göstermediğine şahit olduk. Bunun karşısında da Türkiye olarak ülkemizde dijital faşizme müsaade etmeyeceğimizin altını çizerek, konuya ilişkin düzenleme yaptık. Bu düzenlemeler sırasında içeride ve dışarıda müthiş bir baskıyla karşılaştık. Ama sağlam durduk, taviz vermedik. Gösterdiğimiz kararlı duruş da sonuç getirdi ve sosyal medya platformları birbiri ardına Türkiye’de temsilci atamaya başladı.

Vatandaşlarımız hak ve hukukunu korumak öncelikli vazifelerimiz arasında yer alıyor. İnsanımızı aşırılıklardan, çocuklarımızı ve gençlerimizi de her türlü sapkınlıklardan korumak istiyoruz.

Bu platformlara yönelik reklam yasağı, internet trafik bant genişliğinin daraltılması gibi cezai yaptırımlar da bu şirketlerin temsilci atamasında etkili oldu.

Bu konuda adım atmak ve sonuç almak önemli. Çünkü, kontrol edilmeyen ya da başka odakların kontrolündeki medya, sosyal medya, dijital dünya enstrümanları ülkeler için beka sorunu, toplumlar için ahlak, yozlaşma, şiddet sorunları olarak sonuç doğurabilmekte.

SORU: Tüm dünya Korona ile mücadele ediyor. Bu mücadelede iki şey ön plana çıkıyor. Biri sağlık, diğeri de ekonomi. Türkiye bu mücadelede ne kadar başarılı?

ALTUN: Covid-19 salgınında tüm dünya son derece önemli bir sınav verdi ve vermeye de devam ediyor. Bu süreçte gelişmiş ülkelerin bile sağlık sistemleri çökerken, Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde zamanında ve etkili önlemlerle süreci hem sağlık hem de ekonomik boyutlarıyla başarıyla yürütüyor. Mücadelenin en başında bilim temelli atılan adımlar, oluşturulan Koronavirüs Bilim Kurulu, karar alıcılara yol gösterici oldu. Salgının Türkiye’ye gelişinden itibaren her alanda geniş kapsamlı çalışmalar yürütüldü. Hiçbir vatandaşımızın mağduriyet yaşamasına müsaade etmediğimiz gibi, dünyanın dört bir yanından yardım talebinde bulunan vatandaşlarımızı ülkeye getirmek için Cumhuriyet tarihinin en geniş çaplı tahliye operasyonunu gerçekleştirdik. Süreçte, 142 farklı ülkeden vatandaşlarımızın ülkemize dönüşünü sağladık. 368 hasta vatandaşımızı ise ambulans uçakla Türkiye’ye getirdik.

Yine bu dönemde sağlık alanında 45 gün gibi kısa bir sürede 1008’er yataklı iki salgın hastanesini, 16 dev şehir hastanesini hizmete açtık. Milli ve yerli solunum cihazlarının seri üretimine başladık. Bu cihazlardan 4 bin ventilatörü 20 ülkeye ihraç etme başarısını gösterdik. Sadece kendi vatandaşlarımıza değil Afrika’da 44, Avrupa’da 43, Asya’da 33, Amerika’da 22, Okyanusya’da 15 ülke olmak üzere toplamda 157 ülkeye farklı ihtiyaçlara göre yardımlar yaptık. Dünyada en çok aşı çalışması yapan ülkelerden biri olduk ve yerli aşı üretim çalışmalarımız da sona yaklaştık.

Küresel ekonomik daralmanın yaşandığı bu dönemde Türkiye ekonomisi de sağlam durdu. 2020’nin son çeyreğinde elde ettiği yüzde 5,9’lukbüyüme performansıyla Covid-19 salgınına rağmen dünyanın en çok büyüyen ikinci ülkesi oldu. Türkiye olarak sağlıkta olduğu gibi ekonomi alanında da tüm önlemlerimizi hızlıca aldık. Ekonomik İstikrar Kalkanı paketi ile birçok sektörde önleyici tedbirleri hayata geçirdik. Salgının çalışma hayatına ve toplumsal hayata olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik çok sayıda tedbir ve destek ortaya koyduk. Bu çerçevede bireyden aileye, aileden topluma uzanan tüm süreçlerde her bir insanımızı kapsayan Sosyal Koruma Kalkanıyla vatandaşlara doğrudan aktardığımız kaynağın toplam tutarı 01 Mart 2021 itibarıyla 53 milyar TL’yi aştı. Kısa çalışma ödeneğinden işten çıkarmaların yasaklanmasına, nakdi ücret desteğinden işsizlik ödeneğine, normalleşme desteğinden telafi çalışması uygulamasına, hızla işe dönüş teşviklerinden istihdam desteklerine, sigorta prim ertelemesinden SGK borç yapılandırılmasına, emekli aylıklarının yeniden düzenlenmesinden iş göremezlik ödeneğinin Covid-19 kapsamında da uygulanmasına, evsizlerin konaklatılması projesinden Biz Bize Yeteriz Türkiye’m Milli Dayanışma Kampanyasına kadar birçok teşvik, destek, hibe ve yardım uygulaması bu süreçte hayata geçirildi.

Covid-19 ile Mücadele ve Dayanıklılık Programı kapsamında kamu, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının63 projesine 48 milyon TL destek verdik. Salgınla mücadelede başarılıyız çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin sağladığı koordinasyon ve yönetim kapasitesiyle proaktif, esnek ve etkili politikaları hayata geçiriyoruz.

SORU: Türkiye ile Bosna Hersek ilişkilerinde en çok bahsedilen konu ekonomidir. Sizce ekonomi iş birliği yeterli seviyede mi? Daha iyisi için neler gerekiyor?

ALTUN: Türkiye, Bosna Hersek ile ilişkilerine her zaman önem vermiş, Bosna Hersek’i gönül coğrafyasının en güzide ülkelerinden biri olarak görmüştür. Karşılıklı üst düzey ziyaretlerle de bu ilişki her geçen gün daha da derinleşmektedir.

İlişkilerde hiç şüphe yok ki ekonomik boyut da önemlidir. İkili ticaret hacmi, serbest ticaret anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle 9 kattan fazla artış göstererek 2020 yılında 650 milyon dolara ulaşmıştır. Şüphesiz iki ülkenin potansiyeli bu seviyenin katbekat üzerindedir ve ticaret hacminin kısa zamanda 1 milyar dolara çıkarma hedefi konulmuştur.

Ekonomik iş birliğini daha da ileriye götürmek için Bosna-Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin 16 Mart 2021 tarihinde Türkiye’ye gerçekleştirdikleri ziyarette ekonomi ve ticari iş birliği ağırlıklı bir dizi anlaşma imzalandı.

Türkiye, Bosna Hersek’in istikrar ve kalkınma projelerine her türlü desteği vermektedir. Türkiye, iki ülke arasında enerji, sağlık, savunma sanayi, turizm, tarım ve hayvancılık alanlarında iş birliğinin geliştirilmesi için de kararlı bir siyasi iradeye sahiptir.

SORU: Son günlerde Balkanlar’da bahsedilen bir konu var, o da Slovenya'dan çıktığı iddia edilen ve Bosna Hersek topraklarının bölünmesinden bahsedilen “Non-Paper”dir. Türkiye'nin Bosna Hersek'in toprak bütünlüğü konusundaki görüşü nedir?

ALTUN: Türkiye, Bosna Hersek’in siyasi birliği ve toprak bütünlüğünden yanadır. Bosna Hersek'in huzur ve istikrarına çok büyük önem veriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da farklı zamanlarda dile getirdiği gibi Türkiye, Bosna Hersek halkının huzuru, refah ve kalkınması için her türlü gayrete destek olacaktır.

Bosna Hersek'in parçalanmasını Bosna Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti'nin Sırbistan'a bağlanması ve Kosova'nın Arnavutluk ile birleşmesi gibi maddelerin yer aldığı bu belge kabul edilemez.

Bu tür tartışmalar bölge ve Avrupa için oluşturduğu tehlike ortadadır. Yeni krizler yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramayacak bu tür girişimlerden kesinlikle uzak durulmalıdır. Bölgenin yeni krizlere değil barışı ve istikrarı perçinleyecek girişimlere ihtiyacı vardır.

SORU: Söz konusu “Non-Paper”da Türkiye'den de bahsediliyor. Türkiye'nin Bosna'da boşluğu fırsat bilip o boşluğu doldurduğu, Türkiye'nin etkisiyle Bosna Hersek vatandaşlarının AB yolundan uzaklaşabileceği iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ALTUN: Sayın Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun Slovenya’ya gerçekleştirdiği ziyarette de konu gündeme geldiğinde Sloven yetkililer bu belgeyi kabul etmediklerini vurgulamışlardır. Ortaya atılan ve kimsenin kabul etmediği bu belgenin bölgenin huzuruna, istikrarına hizmet etmediği aşikardır.

Fakat altını çizmekte fayda var; Türkiye, Bosna Hersek’in toprak bütünlüğünden, ülke vatandaşlarının huzurundan, refahından yanadır. Türkiye, hiçbir ülkenin iç işlerine karışmadığı gibi, kendi içişlerine karışılmasına da müsaade etmemektedir.

SORU: Son olarak, Türkiye Bosna Hersek'te hem seviliyor hem bir kesim tarafından eleştiriliyor. Örneğin, ayni kesim Türkiye'yi pandemide yardım ettiğinde de eleştirir, yardım etmediğinde de (niye aşı göndermiyor?) diye eleştirir. Buna bakışınız nedir ve Türkiye'nin Bosna Hersek'teki amacı, pozisyonu nedir?

ALTUN: Türkiye’nin Bosna Hersek’e ile ilişkileri ve politikası, belli kesimlerin eleştirileriyle yön bulacak politikalar değildir. Bosna Hersek ile olan tarihi ve kültürel bağlarımızı çok önemsiyoruz. Bosnalı kardeşlerimizin Türk milletinin gönlündeki müstesna yeri herkesin malumudur. Bu coğrafyanın tüm halklarını Boşnak, Arnavut, Sırp, Hırvat ayırt etmeden, asırlarca birlikte yaşadığımız, gelecekte de yine her alanda iş birliği içinde olacağımız dostlarımız olarak görüyoruz.