‘‘BM’yi nasıl ve neden düzeltmeliyiz?’’ - Foreign Policy Journal

Dünyanın her yerinden liderler, bu hafta New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler’de toplanarak insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorunları masaya yatıracak. Bu toplantının “Birleşmiş Milletler’i tüm insanlar için kayda değer kılmak” ana temasıyla düzenlenmesi, bu temanın örgütün yaşadığı gerçek zorlukları bir özetini sunması noktasında dikkat çekicidir. Zira Birleşmiş Milletler, farklı kuruluşlarında görevli personelin çabalarına rağmen eşi benzeri görülmemiş bir itibar krizi yaşamaktadır.

Birleşmiş Milletler’in mevcut sorunlarının kökeninde Güvenlik Konseyi’nin “dünyanın her yerinde barış ve güvenliği tesis etme” sözünü yerine getirememesi yatmaktadır. Örgütün bu en üst karar alma organı, Bosna’dan Ruanda’ya, Suriye’den Yemen ve Filistin’e kadar birçok yerde yaşanan suçları engelleyememiş, bu menfur saldırıların sorumlularını adalete teslim edememiştir. Dünyanın farklı bölgelerindeki otoriter rejimler, Birleşmiş Milletler’in gözleri önünde masum sivilleri konvansiyonel silahlar ve kitle imha silahlarıyla hedef almış; bazı rejimler hiçbir yaptırımla karşılaşmaksızın soykırımlar gerçekleştirmiştir. Örgüt, aynı zamanda aşırı yoksulluk ve yetersiz beslenmeden muzdarip bulunan milyonlarca çocuğu yüzüstü bırakmış; Türkiye’nin de çok iyi bildiği üzere mültecilerin acısını dindirecek adımları atamamıştır.

Bu listeyi uzatmak mümkündür. Ancak insanlığın kalbi olması beklenen Birleşmiş Milletler’in nabzı bugün atmamaktadır. Örgütü eleştirenler, ne yapılması gerektiği hususunda ikiye ayrılmıştır. İlk grubu oluşturan ve Türkiye ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Birleşmiş Milletler’in yaşadığı sorunların çözülebilmesi için reform çağrısında bulunmaktadır. Karşı kamp ise Amerika Birleşik Devletleri’ni kapsamakta; Birleşmiş Milletler’in zayıf yönlerini istismar ederek liberal uluslararası düzenin altını oymaya çalışmaktadır. ABD Başkanı Donald Trump’ın BM İnsan Hakları Konseyi ve UNESCO’dan çekilme ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na mali yardımlarını durdurma kararları, bu durumun açık örneğidir. Trump, bu yaklaşımını Salı günü yaptığı konuşmada “ilkeli realizm politikası” olarak nitelemiştir.

Küresel liderliğe çok ihtiyaç duyulan bu günlerde Birleşmiş Milletler’i yıkmak değil, iyileştirmek durumundayız. Eğer büyük güçler bu sorumluluğu üstlenmek istemiyorsa, mevcut sistemden fayda sağlayan bir avuç ülke reform yapmak istemiyorsa ve ABD’nin de aralarında bulunduğu Birleşmiş Milletler’in mimarları tek taraflı adımlar atarak çok taraflılık ilkesine zarar veriyorsa, küresel liderliğin yeniden tanımlanma zamanı gelmiş demektir. Birkaç ülkenin elindeki tekeli kırmak ve küresel sorunları çözme iradesi gösteren ülkelerin müşterek liderliğini ortaya koymak zorundayız. Eğer büyük güçler adım at(a)mıyorsa, milletler topluluğu, BM veya başka örgütlerin çatısı altında gerekeni yapmalıdır.

Türkiye, bu topluluğun üyesi olacaktır. Geçtiğimiz yirmi yıllık dönemde ihmal edilen meselelere dikkat çeken ülkemiz, 2013’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine atıfla “Dünya Beşten Büyüktür” kampanyasını başlattı. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler’in ciddi bir itibar krizi yaşadığına dikkat çekerek tüm taraflara örgütü daha demokratik, eşitlikçi ve çok taraflı bir yapıya kavuşturma çağrısında bulunduk. Bugün bir kez daha milletler topluluğuna BMGK’daki daimi üyelik uygulamasına son verilmesi, üye sayısının yirmiye çıkarılması ve tüm ülkelerin bu platformda sırayla temsil edilmesi davetimi tekrarlıyorum.

Türkiye, bir askeri veya ekonomik süper güç olmamakla birlikte Irak, Suriye ve diğer yerlerde çözümün parçası olarak küresel bir lider hâline gelmiştir. Bugün 3.5 milyonu Suriyeli olmak üzere toplam dört milyon mülteciye evsahipliği yapıyor, dünyanın önde gelen insani yardım bağışçıları arasında bulunuyoruz. Uluslararası toplumun diğer üyeleri üzerine düşeni yapmalıdır. Öte yandan mülteci krizinin ulaştığı boyutlar, bu meselenin Birleşmiş Milletler gibi örgütler aracılığıyla daha yakın işbirliği yapılmadan çözülemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Küresel güçlerin yardım etmemesi durumunda uluslararası toplumun geri kalanı inisiyatifi eline alarak Birleşmiş Milletler’de kapsamlı bir reform sürecini başlatmalıdır. Zira biz daha kayda değer bir uluslararası sistemin kurulması için mevcut yapıyı tamamen ortadan kaldırmak gerektiğine inanmıyoruz. Dünyanın her yerinden insanların üzerine düşen sorumluluk, bir araya gelerek barış, istikrar ve güvenliği herkes için sağlayacak adımları atmaktır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, artık dünya liderlerinin konuşmalar yapmak ve şikayetlerini sıralamak için geldiği bir platformdan daha fazlası hâline gelmelidir. 2018, yeni bir Birleşmiş Milletler sisteminin temellerinin atıldığı yıl olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan